Benim en eksik yanlarımın birincisi disiplinse ikincisi sabır. Hatta bu ikisi birincilik için birbiriyle yarışırlar. Bu aldığım cezanın konusu da disiplindi. Ama cezaya ulaşana kadar çokça sabretmem gerekti. Baya uzun bir süre hiç ceza almadım. Bu bende ciddi bir kaşınmaya sebep oldu. Efendim’le kavuşmuş olmanın mutluluğuyla zaten küçük ve şımarık bir çocuğa dönmüştüm. Hem de daha gelmeden önce en azından ilk 3 gün Efendim’i dinlendirmek için çok uslu duracağıma sözler vermiş olmama rağmen. Anlaşılan disiplin cezası beni bekleyecekti.
Tatlı Ve Azıcık
Sözümü tutmaya gerçekten çok kararlıydım, ama tek bir gün bile tutamadım. Sonraki günler de benim için kendi kendime “niye aksine karar vermeme rağmen hep böyle davranıyorum” diye kendimi sorgulayıp kızmakla ve yaptığım hataların cezasını bir an önce almak istemekle geçti. Niye böyle davranıyorum sorusunun eminim ki daha derin ve karmaşık bazı cevapları var. Ama bunun cevaplarından birisi de çok basit: Bunu yaparken çok eğleniyorum.
Aslında azıcık dozunu tutturabilsem çok sorun da olmayacak, Efendim benim brat yapımı zaten kabul etmiş durumda. Küçük muzurluklar yapmak, bazen kendimce laf oyunları yapmak, Efendim’i tatlı bir şekilde azıcık kızdırmak benim için çok eğlenceli. Bunun sonucu ceza alabileceğimi bilmek de tehlikeli bir şeyle oynama hissi ve adrenalin katıyor. Burda tabi anahtar kelimeler “tatlı” ve “azıcık”. Tutturmakta zorlandığım kısım da bu. Aynı şeyi tekrar tekrar yapınca ve söz dinlemeyince doğal olarak karşımda kim olsa sabrı tükenir.
Anlayacağınız Baya Yoldan Çıktım
Ben her gece “yarın farklı davranıcam” kararı ile uyuyup, her gün aynı şekilde davranmaya devam ettim. Üstüne yapmam gereken sorumlulukları ve işleri de aksattım. Ama daha büyük bir hata daha yaptım ki ceza almadıkça sanırım Efendim’in dikkatini çekmeye çalıştım. Bazı temel kurallar var Elif’in yazılarından da bilirsiniz. Mesela bir tanesi eve yalın ayak girmek, diğer kural ise tuvalete veya duşa girdiğimde kapı açık olacak. Eğer bunların aksi olması gerekiyorsa da izin almamız gerekiyor.
Efendim bana bir şey demedikçe ben bu kurallara uyup uymadığımı Efendim görüyor mu, hala bu kurallar yerinde mi, bir anlamı var mı diye emin olmamaya başladım. Bunun sonucunda da bu kurallara bir uyup, bir uymayarak Efendim’in tepkilerini test etme hadsizliği gösterdim. Hatta mesela içeri girerken ayakabı ve çoraplarımı kapının önünde çıkarırken bunu görüyor mu diye gözlerinin içine baktım kaç kez. Birkaç kez ise gözünün içine baka baka ayakkabı ile girdim. Tepki gelmedikçe de buna devam ettim. Anlayacağınız baya yoldan çıktım.
Muzip Bir Şeytanın Karışımı
Başka bir hadsizliğimse ben bu sürede kendi kendime birkaç kez ceza verdim (bu konuyu daha önce Efendime anlattım mı, yoksa ilk kez bu yazıda mı itiraf ediyorum hatırlamıyorum). Ben şımarıklığın dozunu kaçırıp, hele bir de kendimi tutamayıp saygıda kusur edince Efendim’i zaman zaman ciddi olarak kızdırdım. O bana kızdıkça da ben kendime daha çok kızdım niye böyle yapıyorum diye. Ama ne kadar da uğraşsam anlık ve dürtüsel şekilde devam ediyordum. Tam bir çıkmazın içinde hissettim kendimi. Kendimi Jekyll ile Hyde gibi hissediyorum bazen.
Uslu ve Efendim’e layık bir köle olup gözüne girmek isteyen tarafım var. Diğer tarafım ise 5 yaşındaki şımarık bir çocuk, yavru bir kedi ve muzip bir şeytanın karışımı. Kaostan besleniyor, sırf eğlenmek için etrafı ateşe verebilir. Bir o bir diğeri ortaya çıktıkça benim de iyice kafam dönüyor. Aslında bu iki tarafa farklı isimler versem belki daha kolay kontrol ederim.
Neyse iyice delirmeye ve saçmalamaya başlamadan yazıya devam edeyim 😊. Benim en çok istediğim şey Efendimle beraber vakit geçirmek ve yanında olmak, zaten sınırlı vaktimiz olduğu için buluştuğumuz ilk an kafamdaki saat geri sayıma başlıyor. Bu yüzden ben kendimi kontrol edemeyip Efendim’i sinirlendirdikçe bu sefer kendime en ağır gelen şeyle, kendimce kendimi cezalandırmaya başladım.
Saçma Sapan Çocukça Şeyler Yaptım
Efendimden uzaklaşarak, bazen başka odaya giderek veya içimden konuşup sohbet etmek gelse bile susarak. Bu sefer de Efendim bana kızdı diye küstüğümü ve trip attığımı sandı. Ben de oda değiştirmeden onun yanındayken susmaya çalıştım, ama kendime pek engel olamadığım için çok sürdüremedim bunu. Bazen 10 dk veya yarım saat gibi süreler tutmaya çalıştım. Bir keresinde beraber balkonda oturup sohbet ederken kızdırdım.
Kendime o kadar sinirlendim ki kısa süre sonra telefonla konuşmam lazım diyip odaya geçtim. Kendi kendime süre tuttum 15 dk boyunca burda hiçbir şey yapmadan duracağım diye. Benim için hiçbir şey yapmadan durmak kısa süre bile olsa çok zor. O yüzden o sürede telefona bile bakmadım. Hatta oturmayı da hak etmediğimi düşünüp 15 dk ayakta bekledim. Sonrasında da yalan söylemiş olmamak için bir telefon görüşmesi yaptım (oo ne zekiyim, böyle yaparak hiç de yalan söylemiş olmadım). Neyse böyle anlamsız anlamsız, saçma sapan çocukça şeyler yaptım işte. Bunun disiplin cezası haline dönüşeceğini hiç düşünemedim bile.
Disiplin Cezası Alacağım Gün
Sonunda ceza alacağım gün geldi. Disiplin cezası alacağım gün. Öncesinde Efendim benimle uzun uzun konuştu. Konuştukça tüm modum değişti. Ne kadar saçmaladığımı, hatalı olduğumu, yanlış davrandığımı daha iyi anladım. Ceza almaya çalışan ve saçma bir şekilde sabırsızlanan halim tamamen ortadan kaybolmuştu. Acıyı arzulayan mazoşist tarafımdan da ses soluk çıkmıyordu.
Yaptığım hatalar, disiplinsizliklerim ve sabırsızlığım ile beraber BDSM içinde ne kadar tecrübesiz olduğum ve gidecek ne kadar yolum olduğu ile de yüzleştiriliyordum. Efendim benimle sakin ve rencide etmeden konuştu. Eğer daha farklı konuşsaydı herhalde ben darmadağın olurdum. Çünkü buna rağmen konuştukça ben utanç ve pişmanlıkla dolup taştım, yerin dibine geçtikçe daha çok geçtim.
Disiplin Cezası Teaser
Ceza Sırasındaki Yalvarmalarımı
O an tepki vermediği, görmezden geldiği her şeyin aslında farkında olduğunu ve hesabını sormak için doğru zamanı beklediğini gösterdi. Yanlış tutumlarımı, hadsizliklerimi tek tek önüme koydu. Ve bana bir seçim hakkı tanıdı. Ceza başlamadan önce kamera karşısında yaptığım hataları tek tek sayıp günah çıkarmak ve affedilmek için yalvarma imkanım olduğunu söyledi.
Eğer bunu seçersem ceza sırasında söylediklerimi hesaba katacağını ve ona göre belki ceza sırasındaki yalvarmalarımı daha çok duymayacağını söyledi. İkinci seçenek ise direkt cezaya geçmekti. Ama cezanın başında kendiliğimden yapmazsam, muhakkak cezanın içinde bana bu günah çıkarma ve yalvarmayı yaptıracaktı. Seçmem gereken seçenek belliydi. Bana bu imkanı sunduğu için de Efendim’e minnattar olmam lazımdı. Ama benim için hiç kolay değildi.
Ağır Bir Cezayı Zaten Hak Ediyordum
O yüzden ciddi olarak düşündüm. Öncelikle kameraya karşı bir fobim var benim, günlük hayatımda da videolardan itina ile kaçarım ki kamera karşısında konuşmak benim için ölüm gibi bir şey. Ayrıca ne diyeceğim, doğru kelimeleri bulup bulamayacağımı bilememek korkusu ile sahip olduğum mükemmeliyetçilik benim için bunu çok zor hale getirdi.
İkinci seçeneği seçsem canım acıdıkça can havliyle dilim çözülür zaten, o an kamera falan farkında bile olmam diye düşündüm. Ağır bir cezayı zaten hak ediyordum. Daha hafif veya ağır olması bu kararımda beni etkileyen bir faktör olmadı. Ama ilk seçeneği seçmem gerektiğini biliyordum. Hatalarımı anladığımı, ne kadar pişman olduğumu, değişmeye gönüllü olduğumu göstermemin tek yolu buydu. Ayrıca dışarıdayken de Efendime saygısızlıklar yapmıştım, bu yüzden kamera karşısında, başka insanların önünde kendimi rezil etmek çok hak ettiğim ve adil bir durumdu. Çok zorlansam da, yapmayı hiç istemesem de kabul ettim.
Yoğun Bir Suçluluk Ve Pişmanlık İçindeydim
Efendim kamera karşısında çırılçıplak olacağımı söyledi. Hatalarımı ve kusurlarımı tüm çıplaklığıyla göstermem için. Bu da benim için zordu ama yaptım. Konuşurken söylediklerimi sadece bu görevi en doğru şekilde yerine getirmek için yapmadım, sonrasında alacağım cezayı azaltmak ise zaten aklımda bile yoktu. Yoğun bir suçluluk ve pişmanlık içindeydim ve bunu gerçekten göstermek istiyordum. Benim için çok zordu.
Efendimin yüzümü ellerimle kapatmama izin vermesi biraz kolaylaştırdı o an kameraya odaklanmayıp kendi iç dünyama girebilmemi. Hem yaptıklarımdan utanıyor ve affedilmek istiyordum, hem de kamera karşısında oturup bunları anlatmaktan utanıyordum. O an yer yarılsa da içine girsem isteğini en gerçek şekilde hissettim. Bu utançla kaçıp saklanmak, yorganın altına girmek, kendimi kapatmak ve yok olmak istedim. Çıplaklığım ve kaçacak ardına saklanacak hiçbir şeyin olmaması o an beni çok derinden etkiledi.
Falaka Cezası Alalı Çok Olmuştu
Sıra falakaya geldi. Cezanın konusu disiplin olduğu için bağlanmadan çekmem lazımdı bu cezayı. Benim için daha önceki aldığım cezalardan çok farklıydı duygusal olarak. Daha önce acıya karşı korkusuz ve alaycı bir tavır takınabiliyordum. Benim için önemli olan acıya dayanmak, korkmamak ve başa çıkmaktı. Bu sefer ise daha ceza başlamadan önce yatakta uzanıp kameraların ayarlanmasını beklerken ağlamak üzereydim. Bir anda acıdan korktuğumu hissetmeye başladım.
Falaka cezası alalı çok olmuştu ve acıyı unutmuştum. Üstelik bağlarım da olmayacaktı. Ya dayanamazsam, sonunu getiremezsem, Efendim’e rezil olursam… Daha ceza başlamamıştı bile ve ben kendi kendimi cesaretlendirme ve dayanma gücü bulmaya çalışıyordum. Ayrıca pişmanlık ve yoğun suçluluk duygumun etkisiyle bu sefer acıyı karşısında duracağım ve dayanıklılığımı ispat edeceğim bir şey olarak değil de, hak ettiğim bir şey olarak görüyordum. Sanırım sonunda bakış açım ve cezaları algılayış şeklim daha doğru olmaya başladı. Disiplin ceza tabirin anlamını öğrendim.
İnanılmaz Acılara Dayanmaya Mecbur Kalıyorsunuz
Disiplin cezası en ağır ceza türlerinden birisidir. Bu tür cezalandırmada acıya dayanarak hatamı kabul edip anladığımı ispat etmem ve bağlanmadan vücudumu kontrol altında tutmam gerekiyor.
Bağlı olduğum zaman kendimi çok iyi hissediyorum. Bondage benim için sanki Efendim’in kucağında oturup, onun bana sarılarak cezalandırma gibi oluyor. Kendimi acılara bırakabiliyorum. Acının en ağır işlediğinde iplere tutunabiliyorum. Açıdan kıvrandığımda yerimden oynayamıyorum. Dayanışmaz acılara karşı ipleri sanki koparır gibi çekebiliyorum. Ama disiplin ceza uygulandığı zaman hem acıyı çekiyorsunuz ve ayrıca vücudunuzu kontrol ediyorsunuz. Ve bu çok, inanılmaz çok zor, hatta imkansız bir görev. Adeta kendinizle savaşıyor ve inanılmaz acılara dayanmaya mecbur kalıyorsunuz.
Elif’in disiplin cezasını izlediğimde çok korkmuştum. Fakat dayanılır diye de düşündüm. Meğersem bu ceza türü bedensel ve zihinsel cehennemi yaşatıyormuş!
Tanıdık Acı Eşiğim Artık Yoktu
İlk birkaç kırbaç darbesinde nerdeyse rahatlamış hissettim. Bekledikçe acı gözümde büyüyüp nerdeyse gerçek dışı bir şey olmuştu. Ama ilk darbelerle yeniden bir maddi varlığa dönüştü ve tanıdığım bildiğim bir his olduğunu hissettim. Fakat ilerledikçe o rahatlamam yok oldu. Bir önceki falaka cezamda kırbaç canımı çok tatlı ve sıcak acıtmıştı. O sıra Efendim beni kırbaçla sabaha karşı falakaya çekse sesim çıkmaz gibi hadsizce şeyler bile düşünmeye başlamıştım.
Bu sefer ise daha kırbaçtayken dayanmakta zorlanmaya başladım. Sanki önceki gibi sıcak bir şekilde acıtmıyor kesikler açıyordu. Bir de ayağımın etrafına dolanıp üstüne çıktıkça veya bileklerime geldikçe dayanması iyice güçleşiyordu. Sıra sopalara geldiğinde ise dayanamayacağımı hissetmeye başladım. Tanıdık acı eşiğim artık yoktu. Acıyla olan ilişkimi sıfırdan öğreniyordum. Ayaklarımı sabit tutmam lazımdı ve bundan çok zorlanıyordum. Tüm bu süreçte kendimi tutmak ve dürtülerime hakim olmaktaki zorluğumu düşündüm. Şimdi ayaklarımı sabit tutarak ve acıdan kaçma dürtüme hakim olarak bu konuyu pratik etme fırsatı sunuyordu Efendim.
Efendime Çok Yalvardım
Kendime güç vermek için içimden sürekli “sen bunu hak ettin” diyordum. Zaman zamansa “başlayan her şey biter, bu da bitecek” diyerek kendimi teselli ediyordum. Bu iki cümleyi içimden onlarca kez tekrarladım. Kendimle çok savaş verdim, ayaklarımı çekmemeye çalıştım. Ama çok utanarak söylüyorum ki birkaç kez tamamen kaçırdım ayaklarımı. Var olan tüm irademi kullanmam gerekti. Zaman zaman tırnaklarımı avcumun içine veya kollarıma batırdım, saçlarımı çektim. Efendime çok yalvardım. Ama ne olursa olsun sonuna kadar dayanmak zorunda olduğumu biliyordum.
Cezamı tamamen çekmeden erken kalkmak istemiyordum. Dersimi sonuna kadar almak, ve bu acıdan öğrenmem gerekeni öğrenmek istiyordum. En çok da pişmanlığımı kanıtlamak istiyordum. Hiç dayanamayacağımdan korktuğum anda belki yardımcı olur diye aklıma geldi ve Efendimden ısırmam için bir şey vermesi için yalvardım. Bana kumaş otel terliğini verdi, alt süngerli kısmı dışarı gelecek şekilde rulo yaptım ve ısırdım. Kesinlikle en azından daha az ses çıkarmamda ve dayanmamda yardımcı oldu.
3lü Sopanın Bambaşka Bir Acısı Var
Ceza Efendim’in yeni aldığı 3lü cane sopası ile bitti. 3 tane ince cane sopasının örülüp lateksle kaplandığı bu sopayı günlerdir görüyordum ama ilk kez hissedecektim. Efendim son 50 sopayı bununla vurdu. Ben son 100 olmasından korkuyordum ama Efendim insaflı davrandı. Bu 3lü sopanın bambaşka bir acısı var. Diğerleri gibi yüzeyi o kadar yakmıyor, ama ayağın içlerini ağrıtıyor nerdeyse. Ceza bittiğinde kendimden memnun hissediyordum. Çok zorlanmıştım ama başarmıştım.
Kaçmamıştım, ne kadar yapamicam gibi düşünsem de her seferinde ayağımı sopaya uzatmıştım, en önemlisi de yaptığım hataların bedelini ödemiştim ve affedilmiştim. Artık bu utançtan ve kendini suçlamaktan kurtulabilirdim. Çok güzel değil mi? Fakat bu his maalesef çok kısa sürdü. Çok geçmeden yine eski ben ortaya çıktı ve kendinde yüz bin tane kusur bulup her şeye negatif bakmaya başladı. “bu sefer eskisi kadar dayanamadım, falaka öncekinden daha kısa sürdü, daha iyi dayanabilirdim, ayaklarımı çektim, dayanamıyorum dedim…” Bu huyumu da umarım zamanla bırakırım.
Video İçin İyi Seyirler
İtiraf etmek gerekirse baştaki hatalarımı anlatıp af dilediğim videomdan çok utanıyorum. video ile yüzleşmek istemiyorum, bu yüzden izlemedim ve izlemek gibi bir planım da yok. Efendim videonun düzeltmelerini yapmak için açtığında ben hep odadan kaçtım. Birkaç kez benim yanımda aniden açtı ve ben kulaklımı kapatıp “la la la” diye sesler çıkarmaya başladım ki bu durum Efendim’i baya eğlendirdi. Bu yüzden videonun tamamının herkese açık yayınlayacağını duyduğumda pek de hoşuma gitmedi. Ama bunu da cezamın bir parçası olarak kabul ediyorum.
Yaptıklarımı düşününce de bir yandan oldukça adil buluyorum. Aslında bir köle olarak herkesin önünde bile olsa aşağılanmaktan, rezil olmaktan gocunmamam hatta bundan dolayı mutlu olmam lazım. Ama hala bu konuda çok yolum var. Neyse size video için iyi seyirler. Dediğim gibi ben kendisinin varlığını kendi kafamda inkar etmeye devam edeceğim.
Disiplin Cezası Giriş Sahnesi Teaser
Başka köle
Yaşadıklarımı ve duygularımı burada elimden geldiğince açık ve içten şekilde yazmaya çalıştım. Hatalarımın hiçbirini gizlemeye çalışmadım, kendimi olduğumdan daha iyi veya hoşa gidecek şekilde göstermeye çalışmadım. Umarım okuyan kişilerde bir karşılığı oluyordur. Eğer yazılarıma yorum yazabilirseniz çok mutlu olurum, illa pozitif olmak zorunda da değil. En çok da aslında başka köle veya itaatkar kişiler kendi deneyimlerini veya bakış açılarını paylaşmalarını çok isterdim.
Tüm emekleriniz ve sopayla merhametsiz vuruşlarınız için size minnettarım Efendim. Ayaklarınızın altından öperim.








