loader image

Efendimin karşısına çıkıyorum

Acı
O günü öyle büyük bir heyecanla bekledim ki, artık kapasitemi aştı ve hissizleşmem başladı. Külkedisi misali işlerimi yaptığım için gece geç yatmıştım. Birkaç saatlik uykudan uyanıp kahvaltımı yaptım. Sakindim. Sıradan bir güne uyanmama rağmen, fazla sakindim. Aylardır bugünü beklemiştim. Neler olabileceğine dair aksiyonlar aklımdan geçiyordu. Ancak, görüntü olarak bir sahne canlandıramıyordum olacaklarla ilgili. Kime ve neden gittiğim benim için olağanüstü durumdu.

Durakları geçiyorum birer birer. Kalp atışlarım en yavaş atışlarını yapıyor. Dışardan yüzüm ve duruşum ölüden hallice. Son durakta inip son hazırlıklarımı yaptım. Efendim, ‘Son 20 dakika’ vermişti. Hemen bir taksi bulup adresi söyledim. Ama şoför adresi bilmiyordu. Konuşması yabancı biri olduğunu düşündürdü. İnip yürüsem yetişemeyecektim. Başka taksi bulmak zaman alabilirdi. Sabahtan beri sahip olduğum sakinliğim yerini telaşa bırakmıştı. Ne yapacağımı bilemedim. Birilerine sorup biraz biraz ilerliyorduk. En çok yaklaştığımız noktada tam tersi istikamette gitmeye başladı. Uyarım ile yolu düzelten taksiden bir ara dayanamayıp indim. Yürümeye başladım. Efendim’in gönderdiği konuma yaklaştıkça ayaklarım yere değmiyordu sanki. Efendim beni durdurmasa yanından/yakınından geçip giderdim. Öyle de oldu. Hiç görmemiştim çünkü. Yalnızca sesini duymuştum.

Arayıp ‘çok ileri gittiğimi’ söyledi Efendim. Yönlendirmesini algılayamayacak kadar aptallaşmıştım. Efendim’in oturduğu mekandaki garson, durumu farketmişti ve yolu göstererek Efendim’e götürdü beni. Ve o an geldi. ‘Efendimin karşısına çıkıyorum’ dedim ve karşısına çıktım. Kollarını açıp bana sarılışı tarifsiz bir an’dı. Sıcak ve samimiydi sarılışı. Hiç yabancılık çekmedim karşısında. Utangaç ve çekimser hallerim vardı elbette. Hatta Efendim içkisini içip, mezelerini yerken ben sadece su içmekle yetinebildim. Aslında canım su bile istemiyordu. Sadece kendimi toparlamak için kullanmıştım onu da. Efendim ne kadar rahatsa ben o kadar heyecanlıydım. İki kelimeyi bir araya getiremiyor, devamlı gülümsüyordum. Telefonda da olduğu gibi Efendim konuşuyor ben hayranlıkla dinliyordum. Sanki birazdan kimselerin bilmediği bir sırrı, bir formülü bana söyleyecekmişcesine hevesle dinliyordum.

Sopa ortaya çıktıysa elbet tenime değecekti

Bazen gözlerimi kaçırıyordum sağa sola. Güneş’e bakmak kolay mı 🙂 Birkaç günü geçireceğimiz eve gideceğimiz vakit gelmişti. Kalabalıklar arasından geçiyorduk Efendim ile. Herkesin Efendim’in kölesi olduğum gerçeğini farketmesini istedim. Eve girince kapının kapanışı, Efendim’in tebessümü ve benim ne yapacağımı bilmez şapşal hallerim…

Efendim karşısına oturmamı emretti. Olacakları ve yapmam gerekenleri anlattı. Duyduklarımın bir kısmına şaşırsamda güvenim sonsuzdu. Orada olmak istediğimden emindim. Yaşayabileceğim hiçbir şey beni geri adım attıramazdı. Efendim bavulunda benim için bir hediyesi olduğunu söyledi. Falaka için kullanacağı sopa 🙂 Görünce çocuksu sevinç ile gülümsedim. Sopayı sallayıp havayı kesen hızı/sesi tabi ürpertti beni. Sopa ortaya çıktıysa elbet tenime değecekti. Efendim’in karşısına çıkmam için gereken hazırlığımı yapamamıştım. Makyajım tamam, ojelerim eksikti ellerimde. Efendim ayağa kaldırdı beni. Ah o an… Bacaklarım kürdan gibi kırılacak gibiydi.

Elim acıyor ama ruhum mutlu oluyordu

‘Bakışlarını aşağı indir, ellerini yukarı bakacak şekilde uzat’ dedi Efendim. Uzattım ve sopanın ineceği zaman gözlerim kapandı. O sopa ilk kez sağ elime indi. Elime vururken Efendim, ‘Ojelerin neden eksik’ diyordu. Salaklığımdan Efendim diyebiliyordum güçlükle. Elim acıyor ama ruhum mutlu oluyordu. Elim karıncalanıyor, sızlıyordu. Efendim darbe ile açılan parmaklarımı kapatmamı emrediyor. Gözlerimi açıp bakıyorum parmaklarımı birleştirebilmek için. Çünkü, uyuşan parmaklarımın duruşunu algılayamıyorum.
Efendim, ‘Diğer elinin parmaklarını okuldaki gibi birleştir’ dedi. Gözlerim yine istemsiz kapandı. Parmak uçlarıma indiriyordu Efendim sopayı. Bu şekilde dayanması daha zordu. Efendim vurdukça kolumu düz tutamıyordum ve vücudum eğiliyordu. Eksik ojemin cezasını çektikten sonra Efendim uzun çalışmadan geldiği için biraz uyumak istediğini söyledi. ‘Banyoda eksiklerini tamamla. Tamamen soyunup yanıma yat’ emrini verdi son olarak. Hemen çantamdan malzemeleri aldım. Banyoda hazırlanırken içerden sesler geliyordu. Efendim, ‘kapıyı kilitleme’ sesi hala kulaklarımda 🙂

Üzerimdekileri çıkarıp banyodan çıktım. Hava kararmaya başlamış. Işıklar kapalı. Kıyafetlerle kendimi gizlemeye çalışsam da her şeyi sandalyenin üzerine bırakıp, uyuyan Efendim’in yanına uzandım. Çok heyecanlıydım. Çıplaktım. Zorlasam da kendimi, uyuyamadım bir türlü. Yanındayken özlüyordum Efendim’i. Daha yeni kavuşmuştum. Yaklaşık üç saat sonra uyandı Efendim. Sonra kalkıp içeri gitti. Beni de çağırdı ama öylece karşısına çıkamadım bir süre. Kapı eşiğinde durdum ama sabrını zorlamadan içeri girdim.

kölenin yeri Efendisi’nin ayakları altındadır

Efendim daha önce beni fotoğraflarda çıplak görmüştü. Ama yanındayken kolay değildi. ‘Yere otur ve avuçların yukarı bakacak şekilde dizlerinin üzerine koy’ emrini verdi. Efendim’e bakmak yasaktı o anlarda. kölelikle ilgili bilgiler veriyordu Efendim. Ciddiyetimi korumakta güçlük çekiyordum. Durup durup gülüyordum. Çünkü, böyle bir günü yaşamayı çok beklemiştim ve çok istemiştim. Mutluydum. köleliğim an be an vücut buluyordu. Üşüyordum ama terler damlıyordu titreyen bacaklarıma.

‘kölenin yeri Efendisi’nin ayakları altındadır’ sözü ile ayaklarının altını yalamamı emretti Efendim. Dizlerimin üzerine kalktım ellerim önde ve yerde. köle/köpek duruşlarından biri…
Ayrıca ayağının üzerine çıkmak için izin vermediğini ve dikkatli olmamı emretti. Çorabını çıkarttım ve Efendim’in tabanlarından başlayarak parmaklarının altına doğru yalamaya başladım. Yoğun koşturmadan gelen Efendim’in ayağında pamuklu çorabın kalıntılarını dilimle temizlerken Efendim video kayıttaydı. Kamera umrumda değildi. Efendim’in ayağının kokusunu içime çekip, her santimini severek yaladım. Parmaklarının altını ve parmaklarının aralarını da temizleyip çorabın küçük iplerini yuttum. Ayağının üstüne çıkmamaya çalışıyordum. Diğer ayağındaki çorabı da elimle çıkartıp aynı şekilde yalayıp temizledim Efendim’in ayağını. Bu görevin ardından ‘Aferin’ deyip kucağına uzanmamı emretti Efendim. Uzandım ve böylece Efendim’in kemeri ile tanışacaktım.

Spank, çıplak kıça vurarak verilen ceza

Kıçıma inen kemer acısının bu denli olabileceğine ihtimal vermemiştim. Spank, çıplak kıça vurarak verilen ceza. İnen her darbede şaplak sesi. Tokat gibi. Ama kemerle acısı tokattan öte. Önceden hiç yaşamadığım acı. Efendim durmasın ama bu kadar da acımasa diyordum içimden. Dayanamamaktan korkuyordum. Efendim’e layık olamamaktan. Kendimi kastığım için daha hızlı ve sertti vuruşlar. Kendimi bırakırsam benim için iyi olacağını söylüyordu Efendim, ama bıçak gibi keskindi kemer. Sona doğru gevşetmeye çalıştım kendimi artık daha dayanılır olmuştu.

Sıra kölenin orospuluk görevine geliyordu. Efendi’sinin orospusu…
‘Yemek masasına sırt üstü uzan’ ben miydim çıplaklıktan çekinen! Şimdi olacaklara ve o halime ne diyebilirdim ki… Asla itiraz edemezdim. Uslu uslu masaya doğru gittim. Emri yerine getirdim. Ne düşüneceğimi ve ne hissedeceğimi bilemediğim durumlardan biriydi. Sadece Efendi’min beni sikmesi onur verici olduğunun farkındaydım. Efendim beni kölesi yapıyordu her anlamda. Üzerimi giyebilme izni de gelince odaya gittim. Efendim’in yanına otururken kıçım sızlıyordu bu yüzden yavaştı hareketlerim. Kıçımın renklendiğini duyunca Efendim’den aynaya koştum. Gördüğüme şaşırmakla beraber çook sevindim. köleliğimin vücudumda izleri oluşmaya başlamıştı. Gururlandım. Kendimi o an başka bir sevmeye başladım.

Acı veren eller o anda şevkatle sarıyordu beni

Biraz dolaşmak için Efendim ile dışarı çıktık. İlk karşılaştığımız mekana gittik. Gece çok daha kalabalıktı. Masalar genci/yaşlısı, kadını/erkeğiyle doluydu. Neşeli sohbetler, kahkahalar hala kulağımda. Kimseyi tanımıyorduk. İnsanlar çok güzel görünüyorlardı ve eğleniyor olmalarından biz de coşuyorduk. Sohbet ederken arada etrafımızı izliyor, sonra Efendim’le göz göze gelip tebessüm ediyorduk. Efendim’in içkisine ben meyve suyu ile eşlik ediyordum. (Şimdilik:) ) Biraz alışveriş yapıp eve gittik.

Efendim’in yanındayken gece gündüz döngüsü önemsizdi. Karanlık olmuştu çoktan, gecenin en derin en karanlık zamanlarıydı. Ama biz evde de çok farklı konularda sohbetlerimize devam ettik. Yanında oturup gözlerine bakarak Efendim’i dinlemek ne büyük bir şanstı. Efendim’in şarabı ve seçtiği ensef müzikler, cips, gazozum…
İstersem izin verilmişti şaraptan içmeye ama bana bir yudum bile ağır gelmişti. Gazoza devam ettim ben 🙂 Sabah yakındı biz yatağa girerken.

Bu kez yatağın kenarında değildim. Efendim kollarını açmış ‘Buraya gel’ demişti. Nasıl da huzurlu kollar.

Acı veren eller o anda şevkatle sarıyordu beni…

Yazımı paylaşın

Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz. - Özdemir Asaf

Yazar

Paylaşımlar

Diğer yazılarımı da okuyun :-)

köle Elif
Latest posts by köle Elif (see all)

Yazımı paylaşın

Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz. - Özdemir Asaf

Yorumlarınız

Düşücelerinizi paylaşın

Bildiri Gönder
Bildir
guest

11 Yorum
Beğenilenler
En Yeniler Eskiler
Inline Feedbacks
View all comments

11
0
Düşüncelerini paylaş, lütfen yorum yap.x