Pes Ettim Pes ettim ama savaştım. Pes ettim ama dayandım. Pes ettim ama…

Günün sonuna doğru Efendim, ‘Seni falakaya çekmeden göndereceğimi sanmıyorsun değil mi?’ dediği an. Mutlu ve hevesli yüz ifadem olduğuna yemin edebilirim. Sopayı istiyorum ve seviyorum. Artık evde kendi kendime uygulamak için falaka cezası vermiyorsunuz diye üzüntümü ve özlediğimi paylaşacak kadar. Sabah gelirken almamı emrettiği çamaşır ipini elinde tuttuğunu görmek nasıl bende gurur ve mutluluk kaynağıdır anlatamam. Sanki o ipi ellerimle ben ördüm. İpi masanın etrafından dolaştırıp ayaklarımı sabit tutmak üzere yerimi hazırlanıyordu Efendim. Elleri ne kadar da becerikli. Herhangi bir şey yaparken Efendim’i izlemeyi çok seviyorum. Kırbacı, at kamçısı elinde mevcuttu. Ancak, Efendim sadece sopayı kullanmayı istediğini söylemişti. Masanın altına yatıp ayaklarımı havaya kaldırdım. Ayaklarım masanın kenarına sıkıca bağlandı. Gözlerimi ise verilen bağ ile ben bağladım. Belki mahrumiyet belki daha rahat hissetmemi sağlamaya yönelik bir emirdi. Nitekim kördüm artık. Ve hatalarımın bedeli falakaya çekilmem gerekiyordu…

Seans başlayana kadar endişeli düşüncelerden aklımı alamıyordum. Bu kadar sıkı ve detaylı bağlandıysam, çabuk bitmez deyip gözümde büyüttükçe büyüttüm. Bu resmen Efendim’e ve falakaya ihanet. Off, ne kadar fena bir köle olup çıktım ben böyle. Falakanın ilk sopasından son sopasına kadar hiçbir şey ne Efendim’in ne de benim umduğumuz gibi olmadı!

Ders: Yalvarmak

Hata yapan her kölenin yalvararak affedilme imkanı var. Böylece hatası affediliyor ve gerekirse bir cezayla konu kapanıyor. Ancak Elif yalvarma konusunda bazen kilitleniyor ve bu ihmalinden dolayı gereksiz yere ek ceza alıyor. Köpekten iyi yalvarmayı öğrenmek için falakaya çekiliyor, sopalı falakaya.

Buraya kadar mıydı her şey?

Henüz ayaklarım bile ısınmamışken kulaklarımda çınlamalar fark ettim. Tansiyonum düşerken böyle oluyorum. Bu benim bayılma öncesi alarmımdı. Efendim’e olanları anlatınca falakayı durdurdu. Sık ve derin nefesler alıp veriyordum. Minik kıpırtılarım vücudumu sarsıcı titremelere dönüşmüştü. Çıplaktım, yine de terden sırtım zemine yapışmıştı. Sabah yaşadığım bazı olaylar mı beni çökertmişti bilemiyorum. Sakinleşmeye çalıştıkça geriliyordum. Pes ettim sanmasın Efendim. Ne yapa bilirim? Panik mi oluyorum acaba? Sonra ayaklarımda bir çift el hissettim. Efendim… Ayaklarım ve parmaklarım ellerindeydi. Şefkati ile çok duygulanmıştım. Put gibi sertleşen her yanımı yumuşatıyordu. Nefesim düzeliyor ve sakinleşiyordum. Devam edip edemeyeceğimi sordu Efendim. Devam etmek istiyordum.

Önce Güven

Elif’in nabzı düştü. Seansa hemen ara verildi ve duruma müdahale edildi. Elif güvenlik kelimesini (safe Word) kullanmadı ve devam etmek istedi. Tam kendine gelene kadar bekledik. Elif’in yalvarma ve rica üzerine seansa devam ettik. Ama şart koyduk; dayanamadığı anda hemen seansı durduracaktık.

Falakaya dönülmüştü ama… Halim feciydi. Dayanıksızlığım ve acıyı kabullenmeyişimin akıl alır bir yanı yoktu. Kendime inanamıyordum. Daha önce kaç kez falakaya çekildim. Böyle olmadım. Etim acıyı redediyordu. Saat 24’ü vurmuş da, köle özelliğimi kaybediyordum sanki. Temelinde olan acıyla beslenmek yerine ızdırap çekiyordum. Evet, ızdırap! Ne ifade ediyordu bu hal? Pes etmek mi? Buraya kadar mıydı her şey? Arzularım, hayallerim, ihtiyacım olan duygular (acı dahil) elimden kayıp gidecek miydi? Acı olmazsa nasıl yoğrulacaktım kölelikte, nasıl pişecektim! Bana bu konuda kaç kez tolerans gösterirdi ki Efendim? Efendisi için acıyı alamayan köle olsa ne olur olmasa ne!

Siktir git

Şuanda bunu yapmak istemesem, yalvarsam vazgeçilse falakadan. Ne geveliyorsam artık… Bir sopa daha istediğim günler vardı benim. Karşımda ne sıradan bir erkek var. Ne bu bir fantezi, ne de bu normal bir ilişki. Karşımda Efendim var. Ben de köleyim! Kendimle mücadele etmek kolay olduğu gibi en karmaşık olanı. Yalnız, samimiyetle söyleyebilirim. Falakadan kaçmak istemiyorum. Ama üstesinden gelemiyordum. Tek bir darbeyi kaldırabilecek gücüm yoktu. Canım yanıyordu. Eğiticiydi falaka. Yoksunluğunu hissettiğim hazzımdı. Tabanlarım kaşınıyordu benim. Gram sabır gösteremedim ki. Normal sayılabilecek bir vuruşa bile feryat ediyordum. Titremem durdurulamaz bir hal almıştı. Kendimden çok utanıyorum. köle diye Efendim’in karşısında olmak bu vaziyetim ile büyük tezat. Bunu yaptım ve tekrar yapabilirdim. Ama o an, üzerimde en ufak bir sızıyı dahi kaldıramayacak hassasiyet vardı. Düşüyorum, yıkılıyorum. Neydi çaresi? Nasıl toparlanabilirdim?

Ve biliyordum ki, benim beklentilerime göre hareket edilmeyecekti. Ya falakadan uygun görüldüğünde kalkacaktım. Bir zahmet benden beklenen sabrı göstererek. Bende her şey alt üst olmuşken Efendim ne düşünüyordu? Ne yapmak/yapmamak istiyordu? Bir şeyler söylemiyordu. İçinden ne değerlendirmeler yapıyordu kim bilir! Her an sopayı üzerime fırlatacak. Bağları da çözecek kadar tahammül etmeyerek bıçakla kesip bana ‘Siktir git!’ der mi korkusunu içimde taşıdım.

Son 50 falaka

Tam bedenimden sonra beynimde pes ettim moduna girerken, Efendim ısırmak için bir ayakkabı verdi. Ben kendisinin diye tahmin ettim. Ona ait olması bana güç vereceğini umarak. O yüzden, ayakkabının altından daha fazla pay alarak ısırıyordum. Benim böyle çok gitmeyeceğim belliydi. Efendim, yalvarma fırsatını sunmuştu. Aslında bu defa yalvarma kıçımı kurtarma şansım değildi. Utanç sebebimdi. Onu da ne denli becerebildiğim ortadayken rezilliğimin zirvesindeydim. Hatalarımdan duyduğum rahatsızlık, falakayı kaldıramamak ve acının yakıcı tadına varamamak ile yıkılmıştım. Sopa darbeleri sıklaştıkça yalvarışta bulunuyor, durduğunda ben de susuyordum. Ayaklarım feci terlemişti. Bu, sopanın acısını ikiye katlıyordu.

Efendim, ‘son 50 falaka’ dedi. Uslu durursam tabi. 5’e kadar sayabildim. Kıvranmaktan devamını getiremedim. Bazen seri vuruşlar yapıyor, bazen kısa bir müddet bekliyordu. Sopa ayaklarıma değil de, açık yaraya temas edercesine etki yaşatıyordu. Derim değil kemiklerim sızlıyordu. Bu sürpriz değildi. Acıması en doğal sonuçtu. Neden sabır gösteremedim, bana ne oldu böyle anlam veremedim. Falaka için, ipi masaya bağlayan Efendim’in emeğine yazık ettim. O zahmete dahi değmedi ki! Falaka bitti ama benim kalktıktan sonra gözlerimdeki bağı çözüp Efendim’in gözlerine bakacak yüzüm yoktu. Isırdığım o ayakkabı dahi Efendim’in değilmiş. Benim pis ayakkabımmış. Tüm suçu ayakkabıma yüklemeye hazırdım. Ne desem boş. Sonuçtan mutlu olmadığını söylediğinde boğazım düğümlenmişti.



Bu falaka ziyan olmuştu

Özür diledim. Çok üzgün olduğumu anlattım ama biliyorum ki, pek bir önemi yoktu. Açıklamasının bile saçma olduğu bir durumdaydım. Bugün böyle bitmemeliydi. Hele ki, falakada yaşadığım hüsran altında eziliyordum. Acıya karşı korkakça davrandım. Kendimi savunmuyorum. Belki canımı tatlı görmüş de olabilirim. İrade gösteremedim. Fakat, kalbimde asla kötü niyet barındırmadım. Elimde değildi olanlar. Efendim ise, neden böyle olabileceğine dair, gözlemlediği fiziksel ve manevi birçok sebep olduğunu anlatıyordu. Biliyorum, içimi rahatlamak amacıyla söylemiyor. Eğer öyle olsaydı kendimden çok Efendim bana ağır sözler sarf edip pişman edileceğime emindim. İnsani zafiyetlerim yüzümden bu falaka ziyan olmuştu.

Her ikimizde de yerleşmiş olan şaşkınlık ve hayal kırıklığı gizlenecek gibi değildi. Efendim durumun aksine ve her şeye rağmen kölesini tüm içtenliğiyle bağrına basarak odadan uğurladı. Açıkçası ben pes ettim sanmıştım kendimi. Aslında pes etme yerine savaşmışım. Efendim’i şaşkınlık ve hayal kırıklığı içinde sanıyordum ama benim aslen pes etmediğimi, mücadele ettiğimi bana anlattı. Pes etmedim. Etmemenin mutluluğu içimi ısıtıyordu. Ama kendimi yetersiz his etmemi engelleyemiyordu. O gün öylece bitmişti ama yarının bana ne getireceğini bilmiyordum. Merak ve korku kemiriyor içimi. Bir daha bu zayıf olmayacağım diyemiyorum. Söz veremiyorum. Çünkü, bu günde de böyle olmamalıydım.

Ne yazık ki, köle çürük çıktı…

Devamı gelecek…

köle Elif
köle Elif'in son paylaşımları (tümünü göster)