Acıya dayanan, asıl mücadeleyi veren beden değilmiş. Ruh hazır değilse olmuyor. Nitekim olmadı da. Onca falakada bu gerçeğin bir yere kadar farkındaydım. Çift falaka da bile ve artık emin oldum.
Her An Acıyla İç İçe Olmayı Seviyorum
köle Zeynep ile bir arada olunca her şeyin tadı daha güzel oluyor. Sohbetimiz sırasında, Efendi’mizin emri nedeniyle birbirimizi satacağız diye her yolu ve her fırsatı değerlendiriyoruz. Hal böyle olunca bir ben bir köle Zeynep ceza alıyoruz. Ortaya çok komik ve eğlenceli konuşmalar çıkabiliyor. Bazen de, hiç ummadığımız bir şekilde olaylar gelişiyor. Öyle tatlı öyle hoş bir ortamı yaşamak insana sonsuz neşe katıyor. Başta Efendi’mizin olmak üzere biz kölelerin de keyfi pek yerinde oluyor.
Ne kötü bir tesadüf ki, o günlerde ben köle Elif değildim. Sanki, özel güçlerim vardı da bir anda elimden alınmış gibiydim. Bu kez halimi beceriksizlik olarak nitelendiremem. Kendime acıyorum. Bu farklı ve baş belası bir durum. Garip ve keskin bir düşüş içindeydim. Her an köle olmak her an acıyla iç içe olmayı seviyorum. Ama acı beni reddetmeye başladı. Acı artık beni sevmiyor. Nasıl yaptıysam acıya kendimi küstürmüşüm. İçimde hiçbir şey yolunda gitmiyordu. Bunca zaman sonra neden böyle oldum ki. Bir yerden sonra toparlanırdım ben, bu defa dağıldıkça dağıldım.
Sorun, O Kırmızı Sopada Değilmiş
İşler bir yerde sarpa sarmaya başlamıştı bir kere. Günler içinde ara ara aldığım sadece birkaç sopa bana ne oluyor dedirtmeye yetti. Henüz, tadını yeni keşfettiğim o kırmızı sopaya bağlamıştım sorunu. Şimdilik dayanamıyorum sandım. Diğer sopalardan, kablodan daha ağır ve acıtıyor sandım. Alışırım nasıl olsa deyip üzerinde durmak istemiyordum ama devamında da çok zorlanıyordum. Herhalde şımardım.
Kim olduğumu ve ne yapmam gerektiğini unuttum. Bunun da telafisini asıl falaka seansında yapmalıyım diye düşünüyordum. Hatta çok sabırsızlanıyordum. Çünkü, bu durumun birden fazla kez ve günlerce olmasına da hiç alışık değildim. Efendi’min elinden acıya olan düşkünlüğüme ne oldu benim! İlk sopadan son sopaya dek tek bir sopayı köle Elif gibi karşılayamadım. Sopa dışında da, herhangi bir acıya tepkim çok büyüyor. Bir tokat ile yere seriliyorum adeta. Güçsüz, mahçup ve üzgündüm. Anlayamadığım ve çözemediğim bir şey yaşıyordum. Sorun, o kırmızı sopada değilmiş. Sorun benim zihnimde, ruhumdaymış.
Çift Falaka Özeldir
Gıkımın çıkmadığı falakalardan çenemi kapatamadığım falakalara kadar düşeceğim aklıma gelmezdi. Üstelik, köle Zeynep ile ikili falakamızda. Çift falaka özeldir. Yan yana yatıp hem falaka keyfi yapıp hem de acıyla el ele mücadele edeceğimiz o özel seansta olmamalıydı. En zorlandığım anda acıyı kaldıramayışımı anlarım ama tek bir sopada nasıl kendimi tutamam! köle Zeynep de zorlanıyor elbette. Fakat, önceki günlerde aldığı sopalar, sadu tahtasındaki duruşları ve diğer cezaların hakkını çok iyi verdi. Henüz acıları ve ağrıları tazeyken ikili falakamızdaki mücadelesine hayran kaldım.
Tabanlarımıza inen sopalara dayanmayı, Efendi’mizi memnun etmeyi çok istiyoruz. El ele tutuşup desteğimizi gösteriyoruz. Şimdi tamam birlikte direneceğiz diyoruz. Çok geçmeden güçsüzlük bizi esir alıyor. Birbirimizin acısı ve tepkisinden etkileniyoruz. Seni en iyi ben satarım, ceza al da aklın başına gelsin sözlerimiz yerini başka duygulara bıraktı. Diğerinin acısını kendi acısının önüne geçiren köleler olmuştuk biz.
Sopanın Sesi Ve Rüzgarı
Efendi’miz, biriniz kendini feda etsin diyecek olsa ikimizin de hemen kabul edeceği ve hatta ben ben diye öne atılacağı bir fırsat olurdu. Kendimiz için dayanamadığımız falakada birbirimiz için nefesimizi dahi tutacağımıza eminim. Ben, günlerdir aynı dertle boğuşuyorum. Acıya saniyeler içinde yenik düşüyorum. Darbenin hafifi ağırı fark etmiyor. Hepsi başımı önüme eğiyor. köle Zeynep’in de acı içinde kıvranmasına hiç dayanamıyorum. Böyle bir tercih hakkım olsaydı tüm bunlara karşın daha başka olacağıma eminim.
Sopa, köle Zeynep’e daha fazla isabet etmesine rağmen, üzerime adeta karabasan çökmüştü. Korkak bir fareye dönüşmüştüm. Sopanın sesi ve rüzgarı bile beni titretiyordu. Daha dokunmadan ağlıyordum. Kendimi bu rezil halden nasıl kurtaracağım bilemiyordum. Falakayla savaştığım zamanlarda içimde kötü ve olumsuz her ne varsa söküp atıyordum. Sonunda çok hafifliyordum. Yeniden başlama hissi ve gücü sağlıyordu. Şimdi ise, hakkını veremediğim her sopa içimde çöp gibi birikiyor. Belirsizliğin ve huzursuzluğun ortasında kaldım. Ruhum kendini kapatmış. Bedenime de mani oluyor. Neden ama! Ne istiyorum, neyi bekliyorum. Nedir bu korkaklığım, haşa elimde olmayan itaatsizliğim. Zaman zaman düşüşler olur. Hayatın içinde veya kölelikte. Bu normal değil; çok çaresiz ve hüzünlü hissettiriyor.
köleliğimde Sınırlı Kalmayan
Acı benim için sadece dayanılması gereken güç bir durum değil. Acıyı hissetmeyi seviyorum. Ağrının oluşup, tüm bedenimi sarması, algılarımı değiştirmesi ve sona doğru yavaş yavaş azalmasını hissetmek her defasında çok güzel bir deneyim. Efendi’min verdiği acıyı almak, anlamak; yanlızca O’nun ve benim bildiği bir dilde konuşmak gibi. Bana yolumu gösteren bir rehber. Bana tüm sorunlar için bir çözüm yolu olduğunu gösteren gerçek bir nasihat. Güç aldığım sonsuz bir kaynak.
köleliğimde sınırlı kalmayan, sosyal yaşantıma da yansıtabildiğim ve birçok zorlukla baş etmemi kolaylaştıran en değerli hazinem. Acı beni yıkmıyor, dağıtmıyor. Toparlıyor, kendime getiriyor. Ayağa kaldırıyor. Tüm bunlardan git gide uzağa düşüyorum. Bu yüzden, köleliğimden arta kalan yaşantımda da bu eksikliği hissediyorum. Meğer, acı ve mücadele etme kararlılığı bana ne çok şey katmış. Nerden alıp nerelere çıkarmış.
Paylaşılan Falaka Çiftleşen Acıdır Teaser
köle Elif Kendi Karanlığına Mahkum
Ayna karşında izleyeceğim tek bir izim dahi yoktu. Eve dönünce, kendime bir şeyler yapmayı düşündüm. Sert bir eşya ile kendime vurup canımı acıtmayı düşündüm. Acı hissini tekrar yaşamak istiyordum. Böylece izler de olabilirdi. Çok büyük ve önemli bir eksiklik vardı. Efendi’m! O olmadan, O’nun elinden değilse acının ve izlerin hiçbir önemi yok ki. Ben, Efendi’m olmadan bir hiçim deyişim boşuna değil. Çok berbat bir fikirdi.
Her ne kadar dayanmak, acıyla savaşmak için verdiğim sözleri tutamasam da, sonuna kadar beni falakada tuttuğu için Efendi’me minnettarım. Falakadan kovulsam üzüntüden mahvolurdum. Bu kadarı bile şükür sebebim diye kendimi teselli edesim var. Başka da çarem yok. Kendime kızsam ve üzülsem de muhakkak Efendi’m sayesinde bir çıkış yolum ve tekrar yükselişim olacak. Kendime değil Efendi’me güveniyorum. O kurtuluş gününe dek, köle Elif kendi karanlığına mahkum!
Sizi Çok Seviyorum
O günlerde, o çift falaka ile sonrasında Efendi’m bana çok destek oldu. Varlığını ve yanımda olduğunu, hatta en kötü günde en iyi şekilde yanımda olduğunu hissetttirdi. Karanlığımda çaresiz bırakmadı. Ben umut etmeyi de sizinle öğrendim Efendi’m. Aciz köleniz sopanızla yarışamaz. Ancak, sopanıza layık olmak için her daim huzurunuzda olacağım Efendi’m.
Şimdi falakaya çekseniz nasıl geçer bilmiyorum ama içimden geçen yorgunluktan bitap düşmüş kadar ve her sopanın ardından benden emin olduğunuz bir seans yaşamayı çok isterdim. Ama acele etmiyorum. Zaman en uygun anı getirecek bana. Ben sizin kölenizim ve bunun da altından kalkacağım.
Sizi çok seviyorum. Ayağınızın altından öpüyorum Efendi’m.











