Boot Job - Çizme İşi
ONLARIN NE KADAR ÖNEMLİ OLDUĞUNU HALA ANLAMADIN MI?
– Neden çizme arkası hala tozlu?
– Özür dilerim sahibem gözümden kaçmış.
– Sana küçücük toz dahi kalmayacak demedim mi?
– Dediniz ama…
– Kes sesini. Sana açık açık anlattım. Bir salağın bile anlayacağı şekilde anlattım. Ama sen ne yaptın? Çizmelerime gereken özeni göstermedin.
– Bütün günüm onları temizlemek ile geçti ama gerçekten çok üzgünüm hatırladığım kadarıyla…
– Daha fazla mazeret üretme. Artık farklı yöntemler kullanma zamanı geldi. Bu işi öğrenene kadar sadece dilini kullanacaksın. Dokunmayacaksın bile. Şimdi tüm ayakkabılarımı şuraya diz.

Bir tokatla hemen kendine geldi

Sahibenin oldukça fazla sayıda ayakkabısı vardı. Onun tutkusu da buydu. Pek çok konuda merhametli olmasına rağmen ayakkabıları bunun dışındaydı ve kölenin bu konuya dikkat etmemesi Onu delirtiyordu.

Aslında köle aldığı cezalardan sonra o kadar çok dikkat ediyordu ki bir çizmenin küçücük detayına bile dakikalar harcıyordu ve bu işin profesyoneli olmuştu. Ama bazen şansı yaver gitmiyordu işte.
– Onlara dokunmayacaksın dedim. Henüz buna layık değilsin. Ağzınla getir.
Köle salonun ortasına dizdiği ayakkabıların karşısında bekliyordu. Ayakkabıları öylece salonun ortasına koymasında bir sorun yoktu çünkü evdeki en temiz şeyler onlardı.
– Şimdi hepsinden teker teker özür dile köle.
Köle bir an tereddüt etti ama yüzüne atılan bir tokatla hemen kendine geldi. Ve teker teker çizme ve ayakkabılardan özür dilemeye başladı. Sahibe ise ayakta iki elini beline koymuş bu seremoninin bitmesini bekliyor ve hafifçe gülümsüyordu.
– Şimdi hepsini yerine koy, sadece tozlu olan çizme burada kalsın. Sanırım o seni affetmedi. Gereken özeni göstermemişsin.

Küçük bir öpücük kondurarak

Sahibe bir kelepçe getirip köleye taktı.
– Şimdi bir saat boyunca temizleyeceksin. Sanırım bu sana iyi bir ders olur.
Bir saat sonunda dili neredeyse pelteleşen köle çizmeyi saygıyla yerine koydu ve sahibesinin önünde beklemeye başladı.
– Buradan ne anladın köle? Bir ders çıkarmış olman lazım.
– Çizmeleriniz sizin için çok önemli ve ben işimi daha iyi yapmalıyım.
Sahibe eğildi kölenin alnına küçük bir öpücük kondurarak ona sevgiyle baktı.
– Aferin. Verdiğim mesajı anladığında mutlu oluyorum.

Ve sonra kulağına eğilip daha ciddi bir sesle;
– “Eğer onlara gereken özeni göstermezsen ikinci uyarım bundan farklı olur” dedi.

bDsm deki D harfi

Köle çok mutluydu. Sahibesinin en sevdiği eşyalarıyla yakından ilgilenebiliyordu. Ve sahibenin uyarıları işe yaramış olmalıydı ki artık kusursuz bir temizlik yapılıyordu. Sadece temizlik değil tabii. Öyle ki; sahibe evde yokken bile köle bir çizme gördüğü vakit saygıyla davranıyordu.

İşlerin iyiye gittiğini açıkça görebilen sahibe ise kontrollerini daha az yapıyordu. Aslında Onun en çok hoşuna giden kölenin bu çabasıydı. Çabayı gören sahibe kölesine daha yumuşak davranıyordu. O iyi biriydi. Köle, Onun bazen keyfi olarak cezalar verdiğini düşünüyordu. Aslında bunun tek nedeni bDsm deki D harfiydi. Böylece her zaman daha itaatkar kalıyordu.
– Bugün ne yaptın?
– Alışveriş ve temizlik.
– Başka?
– Aaa tabiki ayakkabılarınızın dün yapamadığım bakımları.
– Hepsinden daha önemli şeyi soruyorum.

Çok kısa bir süre düşünen köle:
– Sizi düşündüm…
– Beni nasıl düşündün? Mesela üzerimde ne vardı?

Köle kıpkırmızı olmuştu,
– Şeyy yani… düşünmek derken…
– Geceliğimle mi? Jartiyerimle mi? Ahaaa buldum, tangamla !

Şimdi ölse adeta mutlu ölümün resmini çizecekti

Kölenin nefesi sıklaşmıştı ve terlemişti. Cidden heyecanlanmıştı. Kim olduğunu unutsa sahibesinin dudaklarına yapışacaktı. Keyfi artan sahibe kölenin etrafında dönüyor ve bu tarz sorular sorarak köleyi adeta perişan ediyordu.

Bu neydi böyle? Bir tür işkenceyse çok başarılıydı. Yoksa oyun mu oynuyordu? Belki de bir denemeydi ve bunun sonucuna göre davranacaktı.
– Ayaklarımı öp,…… şşşşş öyle değil tutkuyla… hayıııır, biraz daha tutkuyla, aşkla…

Köle hafif bir baş dönmesiyle birlikte öyle öpücükler konduruyordu ki bunları bir kadının dudağına yapsa o kadın hemen aşık olabilirdi.
Gerçekte köle ayak bağımlısı değildi. Ama olay o değildi zaten. Sahibenin ses tonu, köleyi yönlendirmesi, taze parfüm kokusu ve en sonunda kölenin Onun tenine dokunma şansı. İşte bunlar birleşince çıldırmıştı köle. İçi bir çağlayan gibiydi ama dışına bunu yansıtamaması mahvetmişti. Şimdi ölse adeta mutlu ölümün resmini çizecekti. Gözlerini kapattı. Sahibesinin yumuşak sesini dinliyordu.

Gözlerini açtığında ise Ona garip garip bakan sahibesini gördü.
– Verdiğim işleri yaparken uyuyamı kaldın sen, ve niye sırıtıyorsun?
– Ee ben şey yani.. anlatmama izin verirseniz…

Bir sene hiç çıkmayacaksın

Sahibenin en sevmediği şey karşısında kekeleyen bir köleydi. Yüzünü buruşturup köleye baktı. Ama gözüne ilişen şeyle sinirleri iyice zıpladı. Diğer ayakkabılardan ayrı duran sırası gelmiş ama bakımı yapılmamış bir çift ayakkabı !
– Uyuman umurumda değil seni gerizekalı. Biliyorsun affetmeyi seviyorum. Ama çizme ve ayakkabılarımın bakımını bitirmeden uyuman işte bunun hesabını çok fena vereceksin. Duştayken, yemeğimi hazırla biraz kötü enerjimi atayım yoksa bir kaşık suda boğacağım seni.

Yemekten sonra sahibesi köleye öyle hakaretler etti ki dayak atsa daha iyiydi. sinirini bir türlü alamıyordu.
– Sana küfür etsem boşa gider biliyor musun? Altı üstü denileni yapacaksın onu bile yarım yamalak yapıyorsun. Zeka geriliği mi var sende? Ama biliyor musun ne yapacağım. Başka bir köle alacağım senin yerine. Sen sürekli kafesinde olacaksın. Her zaman. Çıkarıp dayağını atıp geri koyacağım seni oraya. Bir sene hiç çıkmayacaksın. Ama sen bundan da anlamazsın. Çıktığın gün yine hata yaparsın.

Dayak atsa iyi diye düşünürken aslında bunu çok iyi bir fikir olmadığını anladı. Kızılcık darbeleri geldikçe solucan gibi kıvranıyordu.
Nefes nefese kalan sahibe kızıllık sopasını yere atıp;
– Ortalığı topla karşıma gel dedi.

Korkunç bir ceza

Kıpkırmızı popolu, yüzünden ter damlayan, üzerinde sadece tasma olan çıplak bir ezik denileni yapıp pozisyonunu aldı. Sahibesi tam yüzüne bir tokat atacakken
– Neymiş derdin hadi anlat.

Kölenin bunu duymasıyla acı çeken yüzünde mutluluk belirdi. Bunun sebebi anlatacak olması değil, o gördüklerinin etkisinin hala geçmemiş olmasıydı.
Ne kadar yorulduğunu anlatmakla başladı, sonra rüyasıyla devam etti. Sahibe rüyayı dinledikçe meraklanıyordu. Hikaye tamamlanınca. Sahibe;
– Utanmadan sen bunları mı düşündün ve bana anlatıyordun dedi ve elini kaldırdı.

Sahibe bunu şaka için yapmıştı, çünkü kölenin söyledikleri çok farklıydı. İtiraf edemiyordu ama hikayenin sonunda sahibelik hissi adeta zayıflamıştı.
Köle zaten en ufak bir korku belirtisi göstermemişti. Adeta “böyle bir rüya için her türlü cezaya razıyım” der gibiydi.
Eğer köle rüyayı anlatmamış olsaydı cezası 1 ay boyunca sahibesinin çizmelerine dokunmamak olacaktı. Korkunç bir ceza. Yarın ise elbette çizmelere başından geçenleri heyecanlı bir şekilde anlatacak ve uyuyakaldığı için gönüllerini almaya çalışacaktı.

Fakat yarını düşünmeyi bıraktı.

Çünkü şu an gelinen nokta tam olarak “BİR RÜYANIN GERÇEK OLMASIYDI”…


Konuk Yazar
helot
helot'in son paylaşımları (tümünü göster)