14 Şubat bir BDSM Günü Araçtayım. Bugün başkaları için sevgililer günü, benim için bir BDSM günü. Efendim’in yanına giderken hep başka türlü havam oluyor. Öyle ego gibi burun büyüklüğü değil. Seviyeli bir gurur, kendine güvenli, başı önünde yerini bilen bir bilinçle. Sakin ama içten içe heyecanlı. Montumun kapişonu yüzümün yarısını kapatıyordu. İnsanların dizinden altını görebiliyordum ancak. Şansıma karşıma hep kadınlar geliyordu. Görüş alanım daha çok ayakkabılar olduğu için ona göre hayale daldım. Yalnız benim bugünkü bakışım farklı oldu. Kendimi bunu yapmaya yükümlü hissetmedim. Doğal haliyle gelişti.

Karşımda bir kadın… Yüksek topuklu çizmeleriyle oturuyor. Rengi siyah ama biraz kirlenmiş. Ön tarafında metal bir kısımda yazı var. Okunmuyor, markası olmalı. Bu o kadının hatası olamaz. Kıyafeti gayet zarif, biraz başımı kaldırınca koyu kırmızı ojeleri, güzel ve upuzun saçlarını görebiliyorum. Yüzüne bakamadım. Saygısızlık hissi engelledi beni. Her şeyine özen göstermiş de çizmelerini unutmuş olamazdı. Sanki Efendim emri vermişte, ben görevimi yerine getirmemişim gibi utanç hissettim. Kadın bir ara çizmelerini bir ritimle yere vuruyordu. Sıkılganlığını atmak için, içinden geçen şeyleri desteklemek için. Sanmıyorum. Kesinlikle en çok bana öfkesini belli etmek için. ‘Hala çizmelerim pis! Ben mi temizleyektim. Sen de köle misin! Seni aptal! Falakaya çeksem canına okurum!’ gibi cümleleri nereden duyuyorum. Bu bir BDSM günü derken günün her anlarına tutku dolu duygularım yayılıyor galiba. Beynime beynime iniyordu çizmenin darbeleri.

Hoşgeldin falakasına çekilecektim

Sonra bacak bacak üstüne attı ve ayağını bana doğru sallamaya başladı. Sadece bacaklar ve çizmenin duruşu dahi bana çok azametli geldi. Güçlü ve etkili bir kadın. Sahibe… Aramızda belirli bir mesafe var ama ağzıma ağzıma sokuyor gibi algılıyordum. ‘Emrini almadın mı? Hadi yala!’ Aslında kiri ilk gördüğümde içimden geçmişti. Efendim olsa emir verse de ben o kadının çizmelerini dilimle yalayıp temizlesem. Metal kısımı da öyle bir yalardım ki, parlardı ve yazı net şekilde okunurdu. Yemin ederim ki içimden eksiksiz böyle geçti. Ve o çizmelerin her hareketi beni suçluluk duygusuna sürüklüyordu. O kadının üstünlüğü kabulümdü. Hiçbir şey yapmadan ve söylemeden beni etkisi altına almıştı. Aslında tüm bunlar Efendim’in telkinleriyle gelişen duygular. Bana ne kadar işlediğini gösteriyor. Benim de ne kadar Efendim’e ruhumu teslim ettiğimi gösteriyor. Efendim’in yansımasını farketmek benim O’nun kölesi olduğumun bilinçaltımdaki nişanelerinden biriydi. Hiçbir şeyi değilken kölesi olmak. Hep, iyi ki dedirtiyor…

Dediğim saatten epey sonra Efendim’in yanına gitmiştim. Gecikeceğime dair haber de vermeyi akıl edememiştim. Soyunur soyunmaz koltuğa çıkarıldım. Her zaman ortaya çıkmayan ama varlığını da unutturmayan at kamçısı ile hoşgeldin falakasına çekilecektim. Koltukta yan durmam emredildi. Ellerim koltuğun bir kolunda, ayaklarım diğer kolunda. Birkaç cümle ve birkaç saniye nelere mal olacaktı. Benim yaptığım düşüncesizlik karşısında az bile! Ama başıma gelecekleri bildiğim için çok kıvranıp sızlandım. Bir daha yapmayacağımlar, özür dilerimler… Önemsizdi. Korkunun ecele faydası yok. Kuvvetlice tabanlarıma at kamçısını indirdi Efendim. O 5 falaka çekildiğim birçok falakaya bedeldi.

Yüzüme de tükürseydi keşke

Öyle ki, henüz ilk kamçıda yan yana duran ayaklarımın duruşu değişmekle kalmadı. Elimle koruyup ‘mümkünse ikinci kamçıyı almasam’ diyen bir beden dili peyda olmuştu. Gözlerimde, ‘dersimi yıldırım hızıyla aldım Efendim kalkabilir miyim!’ ifadesi belirdi. Efendim’in emri ile sadece özür dilemek ve falakayı saymak için ağzımı açmam gerekirken üstelik! O tuhaf tepkileri verirken kendime hayret ettim. Ayrıca korktum. Başıma daha büyük işler açacağım bu gidişle diye. İtaatsizlik değil ki niyetim.

BDSM günü değil sanki falaka cehennem günüydü. Hiç öyle şiddetli yememiştim at kamçısını. Hiç o kadar hakketmemiştim. Efendim’in birçok konuda olduğu gibi bu konuda da ne kadar dikkatli olduğunu bile bile nasıl böyle bir nezaketsizlik yapmıştım. Kime haber vermiyorum? Efendim’e! Yüzüme de tükürseydi keşke. Mızmızlansam da, ayaklarımı birleştirip terbiyesizliğimin cezasını çekmeye mecburdum. Ayrıca, ihtiyacım da vardı. Ola ki, bir daha iki cümle yazmak zor gelmesin. İkinci seferde de, dengemi sağlayamıyorum. Kıvranıyorum, sızlanıyorum ama duyulmuyorum. Falaka sayısı geçersiz sayılmasın diye özür dileyip sayıyı söylüyorum. Efendim’in ne olursa olsun asla ama asla geri adım atmayacağını içimden tekrar ettim. Ve bu beni dize getirdi. Bu çaresizlik değil. İnanmak ve boğun eğmek. Canının acıyacağını bal gibi bilerek o anı beklemek. 3,4,5 in acısı ikisinden aşağı değildi. Yalnız, kolaydı. Efendim vurur vurmaz özrümü diledim ve sayıyı söyledim.

Çıplak Ayakla Sokakta

Elif renkli ve makul bir orospu

Karşındaki kim, sen kimsin soruları bana yardımcı oldu. Deri açılıp direkt kemiğe değiyordu at kamçısı. Öylesine derine etki ediyordu. Demek ki, o kadar önemliydi yaptığım düşüncesizlik. Demek ki, o kadar kuvvetli vurmazsa, af edilemezdim. Demek ki, o derece acıyı hissetmem gerekiyordu. Hassaslaşan tabanlarım kıpkırmızı oldu. Tüm bunlar birkaç dakika içinde oldu. Saatlerdir falakadaymışım gibi koltuğa yığıldım. Sesim çıkmıyor. Yüzümü döşemelerine gömüp tabanlarımın acısı hafifleyene kadar kıpırdayamadım. Ayaklarımla ateşin üstünde 5 adım attım resmen. Efendim ise çoktan at kamçısını elinden bırakmış. Yerine oturmuş ve neşeli sesiyle beni yanına çağırıyordu…

Falakadan sonra Efendim’in bana olan kızgınlığı yok olmuştu. Falaka zor ama benim en büyük kurtarıcım. Ayıbımın bedelimi ödetir ve beni temize çıkarır. Şimdi güne devam edebiliriz. Ojeler, duş ve makyajla soluk benizli Elif renkli ve makul bir orospu olmuştu. Özlemin diken gibi batan şiddetini hafifletmek için Efendim’e bakıyordum. Sevgililer günün ne değeri var eğer ben Efendimle bir arada olduğum her seferinde BDSM günü yaşaya biliyorsam. Yüzüne, gözlerine, sesini dinliyordum. Odanın içinde yürümesi, oturması, telefonuyla ilgilenmesi. Bana farklı bakışları. Sevecen, samimi, kızgın. Her şeyi en baştan, yeniden ve tekrar görmek ve duymak huzur. Onun yanından başka neresi sıla!

Belki de son günleri olabilir

BDSM günü tarihe ve zamana kısıtlı değil. 14 Şubat’mış. Peki sevgi sadece bu bir güne mi kısıtlı? Efendime bile dışardan kutlama notu ve iki kalpli çikolata gelmiş. Bir mahçup oldum. Efendim’in hediyesi değildi. Veren kişinin yaptığı nazik bir davranış ama, ‘Bu da ne demek oluyor’ gibi bir ikaz ile karşılaşmaktan korktum. köle konumunu o kadar benimsedim ki, böyle tatlı yanlış anlaşılmalardan ödüm kopar hale geldim. O iki çikolatayı da ben yedim. O kadar ricama rağmen Efendim yarısını dahi yemedi.

Özel günler… Doğum günleri, sevgililer günleri ve daha niceleri. Çiftler, günün özel olması adına detaylı planlamalar ve bol beklentili bir süreçten geçerler. Beklentiler umulduğu gibi olmazsa ya da aslında, ‘Ah canım ya, ne gerek vardı’ diyecek kadar şaşırtılıp şımartılmazlarsa gizledikleri esas kişilikleri ortaya çıkar ve özel gün zehir olur. Belki de son günleri olabilir.

Ben oldum olası özel günleri hiç sevemedim. Kimse için hazırlık yapmadım ve beklentiye girmedim. Hoş vakit geçirmek veya sorunları çözmek için iyi bir fırsat olabilir. Sevilen kişinin yüzünde tebessüme vesile olmak, mutlu etmek, değerini hissettirmek güzel duygular. Yapabilen herkese ne mutlu.

Canımı acıtan cezaları var

Efendim’i tanıdığım ilk günden itibaren her günüm birbirinden özel. Artık her günüm BDSM günü ve bu ne demek oluyor? Ben bir köleyim. Evet, kölesiyim. Evet, canımı acıtan cezaları var. Efendim, acıdan kıvrandıran biri olduğu kadar mutluluktan küçük dilimi yutturan bir Efendi’dir.

Bir araya geleceğimizin tarihi uzun zaman önce belirlendi. Efendim de ben de, en baştan beri kesinlikle 14 Şubat gününe özgü bir atıfta bulunmadık. Yanına gideceğim için özel, onun dışında normal günlerdendi. Özellikle bugün seçilmedi. Plan yapılmadı. Beklenti olmadığı ve sorumluluk hissedilmediği gibi hayal kırıklığı da yok. Katıksız, samimi ve unutulmaz bir gece böylesine an’a bırakılırsa güzel yaşanabilir.

Vibratör amımda dışarı çıkacaktım

O şehirde, o sokaklarda dolaşmayı ve mekanlarında Efendim ile vakit geçirmeyi çok seviyorum. Çıkabilir miyiz diye ricada bulundum. Efendim’in çıkmadan önce emirleri vardı. köle bu hiç başıboş bırakılır mı! File çorabım üzerimde kalacak. Ve mevsim gereği soğuk olmasına karşın, hasta olma ihtimalimi de değerlendiren Efendim, topuklu ayakkabı ya da botlarımı giyme tercihini bana bıraktı. Camdan dışarıyı yoklamamı emretti. Düz bir insansan elbette botlarını giymek istersin. Yalnız, köleysen topuklu ayakkabı en cazip olanıdır. Gece ayazında file çorabı ve topuklu ayakkabıyla sokaklarda bir köle…

Bu arada, vibratör amımda dışarı çıkacaktım. Başka türlü olsa nasıl yaparım, olmaz gibi bahaneler üretme potansiyeli olan kadın fıtratına sahibim. Ancak, karşımda Efendim olduğunu biliyor ve ikiletmeden kayganlaştırıcıyı da iyice sürüp, Efendim’in karşısında amıma soktum. Kot pantolon onu içerde tutmaya yardımcı olacak kadar dardı. Vibratör amımda, kumandası Efendim’in elindeydi. Tüm kontrol kendisindeydi. Hep olduğu gibi. Sokağa adım attığımda Efendim’in koluna girmek istiyorum. Başlarda izin ile, ardından arsızca. Sanki, Efendim’in koluna girmek Onun kölesi olduğumu insanlara ilan ediyor gibi geliyor bana.

Efendim’i ve köle Elif’i bilen insanların arasından geçtik

Hava öyle buz gibi de değilmiş diyorum. Topukluları seçtiğime memnun halde yürürken ilk titreşimi bacaklarımın arasında yaşıyorum. Adımlarım kısalıyor. Yürüyüşüm dengesizleşiyor. Amımdaki minik titreşimleri dışarıdan farkedecekler sanıyorum bir de. Efendim’in kolundan destek almasam yürümek daha zor olurdu. Pantolonun darlığı vibratöre baskı yapıp onun içerde kalmasını kolaylaştıracak sandım ama hareket halinde olduğumdan dolayı aşağı iniyordu. Bu kez montunum cebinden elimle destek olup, vibratörü yukarda tutmaya başladım. Efendim, çoğunlukla 10 saniye ayarında çalıştırıyordu. Cihaz içerde oynadıkça güya onu kısıtlamak için kendimi kasıyordum. Bu şekilde ve topukluların üzerinde bir süre yürüdüm.

Efendim, kalabalığın yoğunlaştığı yerlerde özellikle çalıştırıyordu. Aniden görünmez duvara çarparcasına irkiliyordum. Gülmekten de kendimi alamıyordum. Biri bana istediği kadar dikkatli baksın, kimin yanında ve neler yaşıyorum olayını çözmesi mümkün değildi. Belki de, Efendim’i ve köle Elif’i bilen insanların arasından geçtik. Birbirimizden habersiz. Bir yer arıyorduk. Bir şeyler yemek ve içmek için. Ama ben daha çok oturabilmek istiyordum. Belki öyle biraz daha rahat edebilir düşüncesindeydim. Ayrıcalıklı bir keyif içinde olduğumu anlayabiliyorum. Ama alışık olmayınca etkisinden kaçınma isteği uyanıyordu bende. Sonunda bir yere oturduk. Ben tam oturamadım. Yavaş hareketlerle eğildim. Sandalyenin ucuna kondum. Arkama yaslanabilsem diyorum. Vibratör dikiliyor içimde. Bacaklarım masanın altında tuhaf bir şekil almış. Ne de uzatabiliyorum. Yürüyerek daha rahatmışım.



Arada vibratörü çalıştırıyor

Efendim alkollü içeçek ve ben ise portakal suyu içiyordum. Ne kadar masumca. Soğukta ve gece file çorap, topuklu ayakkabı, vibratör ve portakal suyu. Alkolü eksik ama tam orospuca tavır içindeyim. Mekanın dışında oturuyorduk. Etrafımızda oturanlar, gelip geçenler herkes günün etkisiyle ya da herhangi bir sebepten ötürü neşeli. Ama eminim ki, en çok ben mutluydum. Herkesin özel duygular beslediği kişi ile vakit geçirmek için program yaptığı bugün, ben Efendim ile birlikteydim. Üstelik tesadüfi olarak. Normalde, ‘aman ya’ diye boşvereceğim günü Efendim özel kılıyordu. kölesi köpeği olarak yanındaydım. En belirgin niteliği ile orospusu olarak. kölesi sıfatını taşırken, birlikte dışarda olmak, bana şimdilerde daha çok zorlanma gibi gelse de, vibratörle zevki, kendimi hissetmemi sağlaması ne büyük nimetler. Teşekkür ederim Efendim.

Arada vibratörü çalıştırıyor Efendim. Ben gülüyor ve eş zamanlı olarak kasılıyordum. Yan masada bir kadın ve karşımda. Yüzüne bakmıyorum ama sol yanımdan görüş alanımda. Bir şeylerin normal olmadığını farkediyor ve dikkatlice bana bakıyor. Kumanda masanın üzerinde ve rahatlıkla görebilir. Ne olduğunu, neyin etkisinde olduğumu veya Efendi/köle olduğumuzu anladı mı bilmiyorum. Dışarda ve başkalarının yanında ben yine Efendim diye hitap ediyorum. Aslında ismi ile seslenebileceğim iznini vermişti ama ben Efendim demekten kendimi alamıyorum. Varsın isteyen anlasın. Hem sahibi ile gezintiye çıkmış köpeği kim neden yadırgasın ki… Vibratöre basan parmağın sahibi, bendeki durumun yansımasını beni izleyerek gözlemliyor. Neden bilmiyorum ama biraz ağrı yapıyor. O kadarcık şeyden bir şey olmaz deyip, bir kez de ben bastım tuşa.

WC’de siker misiniz

Alıştıkça yaslanmaya başladım. Bir de, kayganlaştırıcının etkisi kaybolmaya ve benim ıslaklığım vibratörü sarmaya başladığını hissettim. Bu beni rahatlattı. Hatta bir şeyler gevelemeye cesaret buldum. Efendim, beni sikmiyorsunuz ve bununla oyalıyorsunuz. Aman, ne demişim ben. İyi ki de demişim. Unutmadan, Efendim beni dışarda bir yerde wc’de siker misiniz dediğimi günlüğüme not alayım. köle her yerde Efendi’sine orospuluk edebilmeli. Tabi istek olarak kendimi yok saymam ama önce Efendim’in keyfi. Ne kadar olmazım varsa Efendim ile yaşamak istiyorum.

Ben gevşedikçe vibratör amımdan çıktı. Düzeltmem lazımdı. Orada kolay değildi. Efendim’den izin alıp üst kata wc’ye çıktım. Giderken montla önümü kapatmaya dikkat ediyordum. Çünkü bayağı belli oluyordu. Pantolonu indirdiğimde amımın biraz şişkin olduğunu gördüm. Hani ben zorlanıyordum. Hangi ara zevke gelmiştim anlamadım. Yalnız sevinmiştim buna. Siz sevgililer gününü yaşayın. Ben BDSM günü yaşıyorum ve Efendim istediği her zaman tekrar tekrar yaşıyorum. Yaşasın BDSM günü wink

Efendim’in kölesi çıplak ayakla yürür

Orospukta çok eksiğim vardı çook. En ufak bir gelişim ve kıpırtı bana moral veriyordu. Efendim’in en iyi orospularından biri olmak istiyorum. Vibratörü İçeri iyice sokup üzerimi toparlayıp indim. İçeceğimizi bitirip, dolaşmaya devam ettik. Yine bir elim montun cebinden amımdaki cihazı tutuyordum. Ayakkabının parmaklarımın üstünden geçen kemeri iyice acıtıyordu artık. Topukları mazgallardan kolaylıkla kurtarıyordum ama kaldırım taşlarının araları beni zorluyordu. Çıkarsam? Hava soğuk. Geç vakit ama yoğun kalabalık var. Olsun! Ben daha önce yalnız, ‘Çıplak ayakla sokakta’ görevini yerine getirmiş bir köleydim. Şimdi Efendim yanımda daha güzel olurdu. O’nun için O’nun yanında çıplak ayakla sokakta! Yapması ve yazması heyecan verici. Tabi bunun için yalvarmam gerekiyordu. Yalvarışlarım işe yaradı ve kaldırıma oturup ayakkabımı çıkarırken, biraz ileride birkaç kişi! Napıyorum diye bakıp, bekliyor. Çünkü, belki de az önce elimi pantolomun içine soktuğumu gördüler. Vibratörü düzelttiğimi bilmeselerde. İlgileri daha çok bu yüzden sanıyorum.

Evet, haklısınız. İlginizi çekecek bir şey var bende. Ne olduğumu bilemezsiniz belki ama ben köleyim. Efendim de yanımda. Şimdi ayağa kalkıp O’nun için çıplak ayaklarımla yanınızdan yürüyüp gideceğim. Kimler görecek, neler düşünecek. Cesaret mi aptallık mı? Hangi yaftalamalar gerçek? Ben söyleyeyim. köleyim ben de ondan. Efendim’in kölesi çıplak ayakla yürür.

Ayağa kalkıp ilk birkaç adımı atlatınca çabucak toparlandım. Gevşek gevşek sırıtmıyorum. Konumumu ve yaptığım eylemi ciddiye alıp ona göre tavırla ilerliyorum. En çok da gurur duyuyorum. Taşlar soğuk ve hafif nemli. Efendi’sinin kolunda çıplak ayaklı köle. İşte ben buyum. İşte ben tamamlandım. Bir elim hala montunum cebinden vibratörü tutuyor. Topuklu ayakkabılarımı çok seviyorum ama bir yanım hala fani. Yani canım acıyor. Her an canımın acıması yüzünden Efendim’in yanında sızlanmayı istemiyorum. Efendim, ‘Nereye gitmek istersin’ diye soruyor kölesine! Efendim, siz nereyi isterseniz ben orayı severim diyorum ama kararsızlığım ve net bir yer söylemeyişimden dolayı biraz azarlıyor haklı olarak. Fikrim sorulmuş. Deseydim ya bir yer.

Ayağını ayağımın üstüne koy

Sonunda önceden gittiğimiz bara gittik. Efendim, ‘İçeri böyle gireceksin. Biliyorsun değil mi?’ Bir anlık şaşkınlıktan sonra ve doğal olarak öyle olmalı konusunda kendime geldim. ‘Emredersiniz Efendim.’ deyip yürümeye devam ettim. Barın önü de oturanlar var. Aralarından ilerledik. Elimde ayakkabılarım, ayağımda fileli çorabım var. Kırmızı ojelerim parlıyor altından. Mevsim kış! Belirgin bir tepki görmedim. İçlerinden geçeni merak ediyorum ama deli herhalde deyip ilgilenmemiş olabilirler. Yerimize oturduk. Müzik, içecekler ve doyum olmayan sohbet gecenin büyüsünü devan ettiriyordu. Bir ara üşüdüğümü belli ettim. Efendim, ‘Ayağını ayağımın üstüne koy’ dedi. Duyduğuma sevinsem mi, şaşırsam mı, ne yapsam bilemedim. Bu çok büyük ve güzel bir lütuf.

Köpek dediğin Efendi’sinin ayağının ısı ve güç alır. Saygısızlık yapıyor hissi de beni tedirgin ederken, her sözünde ayrıca emir olduğunu düşünüp elbette ayağımı Efendim’in ayağının üstüne koydum. Damarlarımız birbirine bağlansa bu kadar içiçe hissederdim. Efendim’in kalbi beni yaşatıyordu adeta. Keşke her günüm bir BDSM olsaydı. Evet, her günüm bir BDSM günü ama her günümü maalesef Efendim’in ayakları altında geçiremiyorum.



Dışarda sikilmek

Vibratör çalıştıkça amımı ıslatıp ağrı yapmaya başladı. Sikilmem lazımdı. Vibratörle oyalanmak bu orospuya yetmiyordu. Efendim’den izin alıp çıkarmaya gidecektim. Bu sırada yeni emirler de aldım. Tuvalete gittim. Kendi telefonumun kamerasını açıp tabanlarımı videoya çektim. Sonra, yine video açık bir şekilde pantolonumu aşağı indirdim. Ve fileli çorabımı. Vibratörü amımdan çıkarıp ağzıma sokup yaladım. Ayağımdan çişimi yalayan köpekken, şimdi amından çıkanı yalayan bir orospuydum. Çeşitli şekillerde kendi tadıma baktırıyordu Efendim.

Tuvalette yapacaklarımı söylerken içimden acaba, ‘Birazdan bende gelebilirim’ der mi diye umdum, bekledim. Ama Efendim öyle bir şey söylemedi. Dışarda sikilmek gibi bir fantazim daha önce hiç olmadı. Aslında şimdi de bu benim için fantaziden öte. Efendim’e her yerde ve her zaman orospu olarak hizmet etmeyi istiyorum. Cinsel anlamdaki eksiğim artımdan fazla. Evrim geçirmek istiyorum. Çekingen değil, azgın orospu olmak istiyorum. Hayır. Efendim gelmedi. Üzerimi düzelttim. Vibratörü temizleyip belime soktum. Saklayacak başka yerim yoktu çünkü. Efendim ayakkabılarımı giymemi söyledi. Geceye evde devam edecektik. Efendim ile yürümeyi seviyorum. Evden çok uzakta sayılmazdık ama yol gözümde büyüyordu. Bir an önce varmak istiyordum. Ayakkabı artık yorulan ve üşüyen ayaklarımı acıtıyordu. Her adımda ağrı katlanıyordu. Soğuğu da daha fazla hissetmeye başlamıştım. Orospuluk yerini yorgun ve titreyen köpekliğe teslim etmişti.

Efendim içkisini ayakkabımdan bardağını doldurdu

Eve kadar tekrar çıkarmadım. Efendim ile karşılıklı oturduğumuz masa var. Koltuğu masaya (aslında Efendim’e) yaklaştırıp ayakkabımı çıkardım ve masanın altına bıraktım. Masada bir şeyler atıştırıyorduk. Acaba yanlış mı yaptım. Yerken rahatsız olur mu diye düşünürken. Efendim, ‘Günlüğünde ayakkabı nerede duruyor ve o ayakkabının yeri orası mı?’ dedi. Daha doğrusu ayakkabı adına hesap soruyordu. Afalladım. Günlükte benimle aynı seviyedeydi ayakkabı yani masanın üstündeydi. ‘Ayakkabıyı masanın üstüne çıkar’ uyarısıyla denileni yaptım. Yiyeceklerle ve içeceklerle yanyana duruyordu. Ben o kadarından mahçup olurken, Efendim fazlasını yaptı. Ayakkabının birini aldı ve…

Yazacakken köle olarak parmaklarım ne yazacağına inanamıyor. Söylemeye çalışsam nutkum tutulur. Ve Efendim içkisini ayakkabımdan bardağını doldurdu. Benim sokakta onca yürüdüğüm yolun tozu sinmiş olan ayakkabıdan akan içkiyi içecekti Efendim. İçti de. Bana da diğer ayakkabıdan doldurdu. Ben bunları yaşadım mı, oldu mu sahiden. Rüya olamayacak kadar. Böyle bir şeyi rüya diye görsem, anlatıp cezam için yalvarırdım. Yolumu şaşırmışım diye. İçimi titretiyor Efendim. Engellemeye gücüm yetmez ki. Yapmayın Efendim desem de durmadı zaten. Bu an’lara şahit olmak ve muhatap kişinin ben olmam çok özel. Bu bir BDSM günü mü yoksa duygularımı çıldırtan tutku günü mü? Saçmalıyor muyum veya şu yaşadığım an mı çılgınlığın ta kendisi? Ya her şey rüyaysa…

Video 3. Bölüm – Tuvalette

Özel İçerik

Giriş yap ve içeriği altınlarınla aç.




Yaşadığı her an BDSM

İki tür durumda kendimi ifade etmekte zorlanıyorum. Biri cinsellik, diğeri bu olanlar. Dengemi bozup önceki şımarmalarımı gölgede bırakacak seviyesizlik ettirecek kadar kritik bir an. Yalnız şunu iyi biliyorum. Bu bana özel bir durum değil. Kalbim zorlandı, ezilmek ne kelime. Efendim için bir BDSM günü diye bir şey yok. Kendi sözleriyle BDSM onun yaşam felsefesi. Yaşadığı her an BDSM.

Daha evvel Efendim kölelerine böyle bir şey yaptı mı ya da yapmadı mı bilmiyorum ama bu bana özel bir şey değil. Çünkü, Efendim kölelerini acının en şiddetli haliyle seviştirecek kadar kudretli olduğu kadar, verdiği değerle başını da döndürecek sevgiyle sarıyor.

Herkes 14 Şubat kutladı. Efendim ise, 14 Şubat’ı kutsadı…

köle Elif
köle Elif'in son paylaşımları (tümünü göster)