iki köle Olacakları bilmenin keyfi vardır. ‘Başına neler gelecek? Sana neler yapacağım? Dur bakalım!’ İşte o ifadeyi Efendim’in yüzünde görebiliyordum. Aklımda olasılıklar geçiyor tabi. Ama bilebilmek ne mümkün! Ben şaşkın ve merak içindeyim. Efendim ise, sadece kendi bilgi sahibi oluşunun tadını çıkarıyordu. Yüzündeki gülümseme çok güzeldi. Ona çok yakışıyordu. Fakat merak beni yiyip bitiriyordu. Gözlerimden okunuyor olmalı merakım. Bir ipucu verir diye bekliyorum ama nafile. Sormam hata olacak ve zaten cevabı alamayacağımı biliyorum. Karşısında kıvranışımın tadını çıkarmış olacak ki, Efendim olacakları anlatıyor ama aklımın ucundan iki köle olma ihtimali hiç geçmiyordu.

Nerden çıktı bu kadın

O gün bugünmüş! köleliğe kabul edilmek üzereyken, daha o gün o dakika bu şarta boyun eğdiğim için Efendim’in kölesi olabilmiştim. Tereddütsüz ve hızlıca yaparım demiştim. Öyle bir güne daha çok var diye rahattım. Elbette yapardım. Zamanı gelince mızmızlanacak değildim. Sadece nasıl yapabilirim diye düşünüyordum. Öyle ya da böyle olacağına emimdim ya, şimdiye dek üzerinde durmamıştım. Hazırlıksız ve plansız yakalanmıştım. Gerçi bunun hazırlığı nasıl yapıla bilinirdi, bilemiyorum. Bugün, köle bir kadınla seans yaşayacaktım. İki köle bir arada olacaktık. Çorba gibi olmuştu aklım ve kalbim. Kendimden başka köle bir kadını delicesine merak ediyordum. Duruşu nasıldır, ne konuşur, Efendim ile iletişimi nasıl olacak, ne kadar farklıyız, ne derece benzer davranışlar sergileriz? Yanlış belki ama kendimi kıyaslayabileceğim köle tanıyacaktım. Heyecanlıydım. Parkta yeni bir arkadaşla tanışan çocuklar gibi…

Yalnız… Şimdi, bugün buna gerek var mıydı? Efendim ile geçireceğim bu dönemdeki son günüm üstelik! Her köle gibi Efendi’si ile baş başa olmak isteyen köleyim. Nerden çıktı bu kadın! Ağlasam, üzgün olduğumu göstersem vazgeçer mi Efendim? Yalvarsam, ayaklarına kapansam? Efendim, ben her türlü hizmetinizi yerine getirmek üzere buradayım. Emredin yapayım desem? Neyim eksik diye sızlansam? Kesinlikle işe yaramaz! Sözümü ve yeminimi bozmuş olurdum. Efendim’in gözünden düşüp ve büyük ihtimalle oradan ben kovulurdum! İçimdeki sessiz savaşın galibi köle Elif olmalıydı. Öyle de oldu.

Sen de kimsin

Efendim’in kölesine yakışır olgunlukta karşıladım duyduklarımı. Efendim’e hiçbir olumsuz duruş ve söylemde bulunmadım. Nefsimi zorlayacak, bir yandan da bana köle irademi güçlendirecek bir görev verilmişti. köle kadını alıp ben getirecektim! Ben, bunu ve daha fazlasını kaldırabilecek miyim? Kendimi göstermem ve kendimi yoklamam adına iyi bir fırsattı. Bana köleyi anlattı Efendim. Seanslık kölesi Zehra’yı. Bilmem kadarını yani isminin dışında iki satırı geçmeyecek birkaç cümle. Ama ben her şeyi öğrenmek istiyordum. Efendim’e nereden ulaştı? Ne kadar süre görüştüler? Neler konuştular? Efendim’in seansını hak edecek neler yaptığını? Belli ki, büyük girişimlerde bulunmuştu. Benden alımlı ve güzel olduğuna şüphem yoktu. Demek ki, boş bir köle de değildi. Efendim öyle alelade biri ile görüşmez ve buraya kadar ilerlemesine izin vermezdi. Sonuçta iki köle ile aynı anda seansı idare edecekti. Ne yapacağını kesin bilmeyen birisi böyle bir mesuliyetin altına girmez. Saat gelmişti…

Efendim, birkaç saniyeliğine Zehra’nın fotoğrafını gösterdi bana. Kim bilir daha nasıl fotoğraflar göndermişti Efendim’e! Ah ya… İlk kez mahremiyetimiz bozulacaktı. Gitmeden önce Efendim’den izin alarak sarılmak istedim. kölenin yanında yapamam diye sarıldım Efendim’e. Ben geri çekilmeden bırakmadı Efendim. Ona sarılmaya doyamam elbette ama bunaltıcı olmak da istemiyorum. köle Zehra’yı getirmek için çıktım. Efendi ve köleyi buluşturacak bir aracıdan başkası değildim o anlarda. Peki, ya Zehra benden haberdar mıydı? Günlüğümden? Bugünü benimle paylaşmak zorunda olduğundan? Bana bir şey der miydi acaba? Ya bana, ‘Sen de kimsin?’ derse ne derim? Haksız sayılmazdı ki!

Bu kalabalıkta iki köle var

İlk buluşmanın köle açısından ne denli özel olduğunu biliyorum. Elbette Efendim ile yalnız kalmak isterdi. Ben de Onun yerinde olsam başka köle varlığına tepki gösterdim. Ama sonra ne olacaktı? Seçme şansımız var mıydı? Boyun eğmeyen köleler olarak ikimizi de Efendim başından defetse haklıydı. Biz ki, köle kabul edilene dek her şeye hazır olduğumuzu ve yeter ki kölesi olalım başka ne isterdik deyip Efendim’in kapısında sızlanan köpek değil miydik? Şimdi ne oldu da yüzümüz ekşiyor! Ya hiç bu kapı bize açılmasaydı daha mı iyiydi! Ben emre uymak zorundayım! Diğer kölenin ne düşündüğü değil, Efendim’in emri beni ilgilendiriyordu. Onun da, bunu az çok bilmesini bekliyorum kendimce. Yoksa kendi bilirdi!

Kalabalığın içinde bir yerde. İnsanlar acaba biliyor mu, bu kalabalıkta iki köle var? Aslen iki köle de MasterDaPain adında yüce Efendiye hizmet ediyor. Meydanda, insanların içinden köle Zehra’yı tanıyıp Efendim’e, Efendi’sine götürmek için olduğum yerde bakınıyordum. Bir arama bir mesaj bekler gibi telefonu ile ilgileniyordu. Yanına yaklaşıp ismi ile seslendim. Onaylayınca, kendimi tanıtıp seni götürmek için geldim dedim. Yolu gösterdim. İlerliyoruz… Hakkımda bilgi vermem, Ondan bilgi almam yasaktı. Yol boyunca yabancılığımızı da olabildiğince atmak istiyordum. Ama söyleyeceğinizi bilemiyorsunuz o durumda. İlk dakikalardaki korkum boşa çıkıyordu. Bana tepki göstermemişti. Ama muhakkak fazlalık olduğumu düşünüyordu.

BDSM romantik bir şeye benzemiyor

Kısa bir zaman sonra eve geldik. Kapıyı tıklattım. Efendim kapıyı açarken, hemen ayakkabılarımı çıkardım. İçeri çıplak ayak girdim. köle Zehra şaşırdı. Ne yapması gerektiğini bilemedi. Ayakkabısını çıkarmadığı gibi eşiği geçmeye cesaret de edemedi. Efendim, Zehra’nın kararsızlığını bitirmek için öylece içeri girmesini emretti. Ağır adımlarla odanın içine doğru ilerliyordu. Kalp hızını, heyecanını ve gerginliğini anlayabiliyorum. Ben ise, kenarda ancak Efendim’in görüş alanında soyundum. İlk kez bir kadının karşısında çırılçıplak dolaşacaktım. Şimdi buna takılmamın hiç sırası değildi. Hem birazdan çıplaklığı unutturacak neler neler olacaktı kim bilir. Yanlarına gittiğimde Efendim sağımda Zehra solumda kalacak şekilde yere oturdum. Benim bırak ayakkabımla giyinip olmaya müsaadem olmadığı yerde Zehra giyinik ve üstelik ayakkabısıyla oturuyordu. Değersizliğimin ve şansımın aynı anda farkındaydım. Ben kölesiydim. Yerini bil ve uslu dur! Efendim dileseydi o an tuvaletin kapısında da beklerdim. Ne BDSM, ne Efendi, ne köle ilişkisi romantik bir şeye benzemiyor. Yanlış anlamayın, romantizmin en dibini ve gerçeğini yaşarsınız. Kendinizi yeniden doğmuş hissederseniz. Sanki önced ki romantik anlar hiç romantizm değildi dersini. Eğer öncekiler romantizm ise buna ne demeli dersiniz. Ama siz istediğiniz zaman, O istediği zaman romantizmi yaşarsınız.

Fiziken ve ruhen canını yakmadan bırakmıyor. Sıradan bir erkek ve iki kadın yoktu o gün o evde. Yanındaki erkeği paylaşan bir kadın değildim ben. Efendim’in iki köle varlıklarından sadece birisiydim. Değil bir veya iki köle kadın, üç beş kadın da orada olabilirdi. Biliyordum ve şimdi ilk tecrübemi ediniyordum. Efendim, Zehra ile konuşurken ben de kendi içimde konuşuyordum. Bir yandan da Onları dinliyordum. Zehra’nın yerinde şuan ben olabilirdim. O da benim yerimde. Yani Efendim’in kölesi o olabilirdi. Düşünmesi bile benim açımdan çok dayanılmaz. Halimden memnunum. Efendim’in değimiyle seanslık köle Zehra, bugün kendini ispatlamasının mükâfatı olarak huzura çağrılmıştı ve kendi kaderini yaşayacaktı. Elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışacaktım. Zehra çok gergin, yüksek ihtimalle benden rahatsızdı. Bunu dile getirse dahi işe yaramazdı. İkimizin de seçme şansı yoktu.

kölesini ve seanslık kölesini eş değerde görüyor

Efendim, Ona seans içinde nasıl davranması gerektiğini bildiriyordu. Onu seansa hazırlıyordu. Hatırlıyorum da benimle de konuşurken benzer ifadeleri kullanmıştı. Hepimiz aynıyız Efendim’in gözünde. kölesini ve seanslık kölesini eş değerde görüyor. Sonuçta iki köle sadece iki köle onun için. Ayrıcalığım yoktu. Benim yerde tutulduğumu görünce, koltuğa yanına oturmamı emretti Efendim. Bacaklarım gerçekten ağrımıştı. Kalktım ve Efendim’in yanına her zamankinden daha yakınına oturdum. Bu hareketim çok adice ve diğer köleyi şüphesiz rahatsız edecekti ama O benim Efendim…

Efendim bilgiler veriyordu, korkularının yersiz olduğunu anlatıyordu. Yalnız eylemi değil kısaca nedenini ve sonucunu, emirlere uyulursa günün güzel geçeceğini ve herkesin farklı kazanımlar edineceğini anlatıyordu. Kendini rahat hissetmek adına mı yoksa unuttuğundan mı sakız çiğniyordu. Efendim, sanıyorum ilk görüşme olduğu için önemsemedi. Ama o an sakız yüzünden Efendim emretseydi, Onu falakaya çekmeyi çok isterdim. Ben izinsiz su içemiyorum! Ne demek sakız. Her şeyden öte biliyorum ki, O da dâhil tüm kadınlar benden üstün. Bu yüzden uyarmak haddime düşmez deyip dikkatimi dağıttım. Seansa yaklaşıyoruz. Efendim, güvenlik kelimesi belirledi. Efendim’in yalnızca bana, benim için belirlediğini sandığım kelime başka köleye söylenmişti. Kaç tokat, hangi kamçı canımı bu kadar yakabilirdi! Seanslık köle benim 1,5 yıldır sahip olduğum güvenlik kelimemi nasıl bir anda elde edebildi! Ben kendimi çok önemsemişim. Bunun başka bir açıklaması olamaz. Seanslık köle de olsa benden üstündü. Seanslık köle olmasa da benden üstün. Tüm kadınlar…

köleyi satacaksın

Ve köle Zehra benimle aynı haklara sahipti. Bunu sorgulayamazdım. Hayal kırıklığımı içimde yaşamaktan başka çarem yoktu. Efendim’in verdiği emir üzere Zehra’nın ayağının altını yalayacaktım. Daha evvel, kapı kapı dolaşıp hatta yalvararak bir kadının ayağının altını öpmüştüm güç bela. Şimdi ise, Efendim’in seçtiği ve itiraz edemeyeceği bir kadının daha doğrusu kölenin ayağının altını yalayacaktım. Yere inip dizlerimin üzerinde kölenin ama benden üstün bir kölenin ayaklarının dibine kadar yaklaştım. Ayakkabısını elimle çıkardım. Çorabı da ayakkabıyla birlikte çıktı. kölenin ayakları oldukça narin, bakımlı ve ojeli. Önce kokluyorum. Derin derin kokusunu içime çekiyorum. Tabanlardan iç kısımlara ve parmaklarının aralarına kadar. Sabah duş almış. Suyun kokusu var adeta. Çorap yeni ya da daha birkaç saat önce giyinmiş. Yani koku bırakmamış. Ayağının altında zerre toz yok. Mama kabına yiyecek bırakıldığını sanıp, sevinçle koşmuş ama boş kabı yalayan köpek gibi hissettim. Ben isterdim ki, kölenin ama benden değerli olan Efendim’in bir kölesinin ayağının altını tüm kokusu ve kiri ile yalayıp temizleyerek dolaylı olarak Efendim’e hizmetimi yerine getireyim. Bir de ayaklar öyle bir duruşu var ki, sanki dile gelmiş benimle konuşuyor! Şöyle diyor; ‘Beni yalamana ihtiyacım yok. O pis dilini çek, sana terimi kirimi vermem. Sana göt bile yalatılmaz.’ Bu resmen tuzak!

Ben Efendim’in kölesinin ayağının altını yalayıp tertemiz yapmak istiyorum. Bu şansım elimden alındı. Keşke günlerce bekletilmiş ağır hatta tabaka oluşturulmuş kiri yalayıp köleliğimi daha bi hakkıyla gösterebilseydim. Temiz tabanları yalamak beni iyi köle yapar mıydı? Hiç sanmam! Efendim, bana sabah gerektiği yerde köleyi satacaksın demişti. Bu aslında köle ruhunu taşıyan herkeste doğal gelişen bir durumdur. Ama benim söyleyemeyeceğimi bildiğinden olması gerekeni söyledi. köleyi satacağım, haliyle o da beni satacak. Abartmadan dozunda. Yaptığını beğenmeyecektim. Hep bi kusur bulacaktık birbirimize. Ayaklarını yalamadan önce Efendim ayrıca köle Zehra’ya da beni satması gerektiğini söylemesine rağmen, o beni satmadı. Efendim, üstüne basa basa ifade etti hâlbuki. İnsan karıştırıyor.

köle ayak yalıyor

Ayağını nasıl yaladı

Normallikle kölelik bazen çatışıyor. İyi niyetinden ceza alacak haberi yok. Ben satarım aklıma kazındı bu bilgi. Fakat, satışım inandırıcı durur mu emin değilim. Yapmam gerekeni biliyorum da beğenmemek kusur bulmak üzüleceği sözler sarf etmek benim de alışık olduğum bir şey değil. Yapamazsak köpek gibi çekeceğiz cezamızı. Efendim soruyor: ‘Ayağını nasıl yaladı?’ – ‘İyi yaladı.’ Deme öyle köle. Yanlış cevap! Kötü yaladı deyiver. Salyasını ayağımı akıttı pislik vs. demeliydin…

Efendim, kölenin olması gerektiği gibi soyunup gelmesini emretti. Zehra köle aşırı kararsız kaldı, odalarda döndü dolaştı. Daha önce bu çıplaklığı tecrübe etmediği belliydi. İç çamaşırlarıyla benim soyunduğum duvar dibinde bekliyordu. İçeri girse mi girmese mi? Efendim’den mi benden mi daha çok çekiniyordu bilmiyorum. Benim içim buruk, ayakta bekliyorum. Dönüp dedim ki, çıplaklık Efendim’in umurunda değil. O bizi görmez ki! Gönlüm buruk başımı içeriye çevirdim. Nihayet geldi yanımıza. Başka köle için falaka hazırlığındaydı Efendim. Şimdi falakaya ben çekiliyor olabilirdim. Acaba ilerleyen saatlerde Efendim diğer kölesini sikecek miydi? Yiyip bitiriyordu bu düşünce beni. Her şeye hazır olmalıydım. Ama çok zor. Efendim’in sadece benimle ilgilenmesine çok alışmıştım. Zoruma gidiyor. Bu ilkti ama son olmayacaktı. Fikren kabul etmek değil de, gerçek durumla karşı karşıya kalınca aynı kararlığı göstermekmiş asıl marifet.

Hogtied Falaka Seans Şansı

Ve başlıyor. Emirle birlikte, köle kendisi için hazırlanmış koltuğa yüzüstü uzandı. O kamçı beni iyi tanıyor ben de onu. Bana ait deri parçaları var üzerinde. Sen yokken ben vardım. Ama şimdi ben yokmuşum gibi, hiç olmamışım gibi o düşlerini yaşayacak. Acıyı Efendim’in elinden tadacak. O doyuma ulaşacak da, benim kaşınan tabanlarım ve yalnız kalan ruhum ne olacak? Efendim’in başka projelerinden veya benim kendi günlüğümden ulaşıp buraya kadar gelebilmişti. Kim bilir belki benim sözlerimden etkilenmiştir. Efendim’e hayranlık duymasına sebep ben olmuş olabilirim. Gönül veren herkesin hayallerine kavuşmasını dilemiyor muydum günlükte? Bir kişi bile olsa bu mutluluğu tatsa istemiyor muydum?

Efendim’e yaptığım iltifatlar ile yönelim sağlanacağı kaçınılmaz bir gerçek. Ee neden fesat düşünceler sardı aşağılık leş beynimi… Tüm cesareti, arzusuyla, hak ettiği yerde ve en emin en doğru ellerde biraz olsun duygularını yaşasın köle Zehra. Efendim, kölesini daha önce bana yaptığı hogtied falakasına çekecekti. Önce ellerini arkadan bağladı. Bu arada Efendim bana nereden nasıl bağlanması gerektiğini anlatıyor. Bu öğrenmek istediğim konu değildi özellikle o an için. Ama, ama Efendim beni kenarda köşede bırakmıyor. Beni de dahil ediyor. Kendimi daha iyi hissediyorum. Tekniği ilgi ile takip ediyorum. Bu vakte kadar dar ve kısıtlı bakış açısına sahiptim. Dışardan köle nasıl gözüküyor, ona ne nasıl yapılıyor görme imkânım vardı. Boşuna değilmiş, bir anlamı elbette varmış. Efendim’in hiçbir uygulaması lüzumsuz değil. Benim yarım aklım epey geç anlıyor. kölenin elini belinin üstünde birleştirmesinden bir takım seanslar tecrübe ettiği belli oluyordu. Peki, o az önceki tedirginlikleri, kararsız tavırlar, neredeyse gideceğini hissettiğim haller de neyin nesiydi? Madem belli bir tecrübe edinmiş, neden olgun ve kararlı tavır gösteremedi? Ramak kalmıştı bu seans şansını yitirmesine.

Falaka başlıyor

Efendim’i dinlerken isteksiz duruşu, aklı başka yerde havası ve korkuları yüzünden okunuyordu. Neyse, ayakları da havada bağlanıp, bileklerindeki bağa düğümlendi. İlk kez böyle falakaya çekilecek kölenin ağzı bağlanmayacaktı. Çünkü, acı eşiği bilinmeyen köleyi tanımak ve rahat takip etmek gerekiyordu. Efendim söylüyor ben öğreniyorum. Basit ama hayati önem taşıyan bilgi ve Efendim’in sağduyusunun kusursuzluğu… Ben O mükemmel Efendi’nin kölesiyim işte! Daha çok vuralım, gücümüzü gösterelim, köle ya dayansın, ölmez ya demiyor Efendim. Kontrolsüz güç kullanmıyor. İşaretleri önemsiyor. Zarar vermiyor. Kendi sadistliğini yaşarken köleyi doğduğuna pişman etmiyor, arzularını yaşamasını sağlıyor. Falaka başlıyor…

İlk kez. Ne heyecanlıdır ya. Hem isteklisindir hem dayanamayacağından endişe edersin. Dayanamadığında vuran ellere değil (Haşa) kendine kızarsın. Zehra köle kendi kaderini yaşıyor. Gün onun günü iki köle aynı seansta olsakta. Kalbinin sesini dinledi. Hak etti ve Efendi’sinin ellerinde. Darbeler onu kımıldatmıyor. Gerçi yeni başladı Efendim. Yakındır sızlanması. Beş on vuruş. Hiç fena durmadı. İyi kaldırıyordu falakayı. Saçının gözlerinin önüne düşmesinden başka derdi yok gibiydi. Canın acımıyor mu köle! Acımaması imkansız. Yalnız iyi gidiyor. Ben bu kadar dayanıklı değilim galiba. Yok, benden çok iyi. Gık demiyor. Ben olsam bir kıvranmalar, bir titremeler falan. Kendimi çürük görüyorum Zehra’nın yanında. Ne kadar dayanıklı. Hayretle ve kıskançlıkla izliyorum. Peki, Efendim? İlk kez falaka esnasında gözlemleme imkanım olmuştu. Demek ki, beni de falakaya çekerken böyle oluyor. Yüzü ve mimikleri nasıl da soğukkanlı. Elindeki gücün farkında lakin dengeli. Odaklanmış kölesine yaşattığı acının haklı zevkini çıkarıyordu. Ne kadar da uyumlu Efendi ve köle olmuşlardı. Elim yazmaya gitmiyor ama benden çok o yakışmıştı falakaya. Ya bu dayanıklı köle Efendim’in hoşuna gider ve seanslık köle yerimi alırsa? Vadem doluyor mu ne?

kölenin tabanlarını yalamamı emrediyordu

Neden ben onun kadar acıyı kabullenemiyorum? Onun vermediği tepkiyi ben darbe almadan, tabanlarıma kamçıyı yemeden gösteriyorum. Efendim’in yanında beni böyle aşağılamaya ne hakkın var! Acıyı ve falakayı ben de seviyorum. Hem ben kemer, sopa ve kabloyla falakaya çekildim. Biliyor musun, kablo! Yaa. O incecik kablo nasıl kıvrandırır hayal etsene. Onlarda da böyle olabilir misin acaba? Bana meydan okuyabilirsin ama Efendim’e asla! Bir süre işte budur, falakada ne varmış dersin. Yavaş yavaş ısınır ayakların. Parmakların ya da aynı yerlere üst üste gelen kamçı sabrını zorlar. Acını bastıramadan yenisi iner ayağına. Yoğunlaşırsın ve böyle sesin çıkmaya başlar. Unuttuğun bir şey var, o direnç sandığın şey aslında Efendim’in alıştırmalarıydı.

Efendim, falakaya ara verip arada kölenin tabanlarını yalamamı emrediyordu. Dilim tabanlarını ıslatacak ve hassasiyetini artıracaktı. Efendim, kamçı gibi beni de acı aracı olarak kullanıyordu. Yalnız, Efendim’in bakışları nasıl öyle sert. O an, o bakışlara yakalanmaya korkuyordum. Kamçıyı indirişini seyretmek ürpertici. Acımak yok, tereddüt yok. Kendim falakayı bilmesem gördüklerim oradan kaçmama yeterdi. Hatırlıyorum, falaka videoları ne korkuturdu beni. Vahşet diye değerlendiriyordum. köleyi de akılsız diye yaftalıyordum. Bilmiyordum. Öğrenme, caydırma, telafi etme ve olgunlaşmak için sopa yani falaka şart! İhtiyacın oluyor acıya. Affedilme ve kendi hesaplaşmaların için ideal bir yöntem. köle tam manasıyla özüne dönüyor o vaziyette. İçindeki pis, ağlak, acınası, zayıf ve muhtaç hallerini saklayamıyor. Tabanlarına inen sızı her yanına ulaşıp köleyi aslında daha fazlası olduğuna ikna ediyor. Her adımda farkındalık yaşatıyor falaka.

Ayağımın kiri temizlendikçe

Efendim, aniden bir emir veriyor ve iki köle hayranlıkla dinliyor. Ama şok bir emirdi bu benim için. köle Zehra falaka sırasında benim ayaklarımın altını yalayacaktı! Koltuğa çıkıp, tabanlarım önüne gelecek vaziyette bekliyorum. Bu zamana kadar hep ben kadınların ayağının altını yalamıştım. Şimdi işler değişiyordu. Ayaklarımın altı fena halde pis. Bunu söylemem hata ama bilseydim öncesinde hiç olmazsa biraz temizlerdim ayaklarımı. Emir Efendim’den ama ben kimim de bir kadın benim leş ayaklarımı yalayacaktı. Üstelik bu kadın Efendim’in kölesi ise. Arada kaldığım zor dakikalardı gerçekten. Bir süre yalamak istemedi köle Zehra. Ben de kendimi suçlu gibi hissettim. İçim bir tuhaf. Şimdi anlayabiliyorum. Kadınların neden bu kadar tepkili olduklarını. İnsan kıyamıyor bir yerde. köle Zehra’nın yalamayışı ve bekleyişi Efendim’in sabrını zorluyordu. Sert bir uyarı sonrasında mecbur başladı. Yoksa günün geri kalan kısmını yaşama şansından olacaktı. Ben gözlerimi kapatıyorum o esnada. Bana da zor geliyor ayağımın altını yalatmak. Tüm kadınlardan aşağıda olan bendim. Bu beni yüceltmek değil. Daha yerin dibine sokmakla eşdeğer.

Kendimi özel hissetmedim. Yalandıkça ve ayağımın kiri temizlendikçe bir tabaka kir varlığını anlıyordum. Kastım kendimi yalama boyunca. Rahat olmam gerekirdi. Ben yaladım o da yalasın demeliydim. Sözlerimle taşlamalıydım. Ama ince bir çizgi var. Orayı geçersek iki misli ceza alırız. kölelik her yönüyle zor ve ağır. Ben de yeterince satamadım köleyi. Biraz alıştırma yapmalıyız. Zor gelse de bu köle Zehra’nın köle kaderi. köle Zehra’ya inen her kamçı darbesi benim kaybım. Onun kazancı. Halinden memnun gözüküyor. Ya içindeki duygu ve düşünceleri ne coşkuludur. Kamçı nasıl da iştah açıcı renk verdi ayaklarına. Benim de tabanlarım öyle kıpkırmızı olurdu. Anlaşılan bugün bana falaka yok. Sabırlı olmalıyım. Anlayışlı olmalıyım. Hayallerini yaşamak uğruna, köle Zehra’nın kötü biriyle olmasını asla istemezdim. Ben köpek gibi sindireceğim bu durumu. Falaka sonrası kölenin bağlarını çözme görevini bana veriyor Efendim. Efendim, acı verdiği kölesinin bağlarını benim çözmemi emretmekle, bizi bir dayanışma içine sokuyordu bir nevi. İstediği yerde karşı karşıya getirip, dileği yerde yan yana olmamızı sağlıyordu.

Amım kalçasına değiyor

Biraz serbest zaman aralığı veriyor Efendim. Serbestlik rol yapılıyordu da normale geçildi gibi bir şey değil. Efendim’in kölesi miyim, yoksa iki iyi anlaşan insanların yanında kara kedi mi? Saate bakıyorum, saatler geçmek bilmiyor mu desem, kendi adıma zaman kaybettiğimi mi düşünsem bilemiyorum. Falakadan aklımda kalan genel olarak köle Zehra’yı kendimden dayanıklı buldum. Hakkını vermek gerek. Bunu söylemek bana kalmamış da olabilir. Saçmalıyorum…

Yeni bir seans. köle Zehra yine falakaya çekilecekti. Tabi, birkaç farkla. Efendim, aklımı bulandıran iki zıt görev yüklüyor zayıf boynuma. Az önce falakaya çekildiği koltuğa oturacaktı köle Zehra, ben de Onun arkasına geçecektim. Bacaklarımı açıp aynı şekilde oturacaktım. Ve ayaklarını falaka için yukarda tutacaktım. Bir de, manevi destek olacaktım! Hem yoldaşlık hem düşmanlık yapacaktım. Ama önce ayaklarını bağlamam gerekiyordu. Efendim öyle emretmişti. Hangi kumaş parçasını seçeceğime emin olamadım. Esnek bir kumaş seçtim. Bağlarken çok sıkmamaya çalıştım. Kolayca da açılmaması için düğümleri iyi yapmaya çalıştım. Sadece bu detay bile nasıl önemli. Gelişigüzel bağlanırsa kan akışını engel oluna bilinir. Bu sağlığı tehlikeye atar ve hiç doğru değil. Efendim yanımda olmasaydı yapmazdım. Risk alacak yetkinlikte değilim. İşin en zor kısmı köle Zehra’nın arkasına geçip oturmaktı. Kadınsal temastan hoşlanmıyor, öyle söylüyordu. Bu Ona rahatsızlık veriyormuş. Bu kadar yaklaşan ilk kadın benim galiba. Aslında benim de hemcinsimle ilk temasımdı. İlk ama bayağı temas halindeyiz Efendim sayesinde. Sırtı benim göğüslerime değiyor, amım kalçasına. Bacaklarımız yan yana duruyor. Cinsel ilişkiye ramak kalmış. Hani ufak ufak hislerimi tartma fırsatı diyorum içimden ama köle Zehra’nın çekimserliği karşısında ben de geriliyorum. O da rahat olsa, belki minik oynaşmalar falan da olabilirdi iki köle arasında.

Bokunu yemeden yalvarmışa geçmez

Öne doğru iyice eğilip ayaklarını havada tutmalıyım. Demin beni şaşırtan o kölenin gardı hafif inmiş sanki. Çok geçmiyor, canın acısıyla yanıyordu. Ellerim, bacaklarını sert ve sıkıca kamçıya yem ediyordu. Ah şu kemikleri çıkmış omuzlarım. Sizi hiç sevmedim. Bugün şuan nefret ettim. Arzularını yaşayan bir köleye kadına ne kadar yumuşak ve şefkat gösterebilirsin ki. Dayanılmaz acılarında başını bir iki saniyeliğine yaslasa diken gibi batarsın. Bir nebze yumuşak olsaydın ya. Neye yararsın sen! Gönlümden geçenler keşke ulaşsa sana. Ne kadar şanslı bir kölesin sen. Bak, bu dakikaları yaşamak isteyen onlarca kişi vardır mutlaka. Kiminin yolu bizim gibi harika bir Efendi ile kesişmemiştir. Kimi yeterli cesareti gösterip adım atamayıp yalnızlığına kahrediyor. Sen çok cesur bir kölesin. Geldin ve yaşıyorsun, acıyı hissediyorsun. Acının da bir tadı var ya alıştın mı onsuz yapamazsın. Süründürür ama özlersin de. Kendini duygularını tamamlıyorsun. Dayan, sabır göster. Veyahut dayanma. Bırak kendini, bastırdığın her şey gün yüzüne çıksın. Can kurban değil mi o acıyı veren ellere! Efendim’iz olmasaydı, bizi görmeseydi napardık? Tüm güzellikler Onun sayesinde. Acıyan tabanlarını ovalamak isterdim. Bu seni rahatlatır ama eminiz ki, Efendim’in kamçısı seni daha çok mutlu ediyor. Doya doya yaşa…

Savrulan kamçı arada benim bacağıma da geliyor. Ne tatlı kaçamaklar onlar. Sıyırıp geçiyor ya tamamı vursa o kadar acıtmaz herhalde. Refleks olarak geri çekiyorum ayaklarımı. Yine de denk gelse diyorum içimden. köle Zehra’nın halhal boncukları kamçının arasından fırlıyor. Bu defa Efendim yalvarışlar duymadan falakayı sonlandırmayacaktı. Efendim, benim örnek vermemi emrediyor. köle nasıl yalvarır öğretecek son köle benim ama bir cümle söyleyebilirim. Çünkü, köle Zehra’nın dili normal insanların alıştığı şekilde rica ediyor. Lütfen diyor. kölenin ettiği rica değersizdir. Cezasını artırır ancak. Süslü kelimelerle olmaz o iş. Efendim’in bokunu yemeden yalvarmışa geçmez kölesi. Ben de çok şey bilmiyorum ya, al bir köleyi vur diğerine. Yalnız, köle Zehra’nın yalvarmaya cidden ihtiyacı vardı. Benim de cılız kollarım yoruluyordu artık. Efendim, kamçıyı öncekine göre daha kuvvetli vuruyordu. Her falaka bir seviye şiddet artırıyor Efendim. Tabi kölesinin durumunu çok iyi analiz ederek. Efendim, köle Zehra’nın yalvarışını kabul edip, son 10’a geçiyor. Efendim falakaya çekecek, ben sayacaktım. Kimse köle Zehra’ya eziyet etmiyor. Kendi rızasıyla geldiği evde mazoşist hislerinin açlığını gideriyordu. Son 10 ama normalden daha keskin darbeler demek. Tabanlara inen kamçı kollarımı sarsıyordu. Son vuruşlarda kölenin tahammülü azalırken, falakam bitiyor ya kim bilir bir daha ne zaman olacak diye hayıflanmak diye hasretlik de vardır. Ben bugün çok ayrı kaldım. Efendim’den falakadan…

Sırtıma kamçı

köle Zehra’nın bu seansı da bitiyor. Onun ayaklarına attığım düğümü yine ben çözüyorum. Efendim’in yanındayken hiç bu kadar uzağında kalmamıştım. Efendim’in kölelerinden biri olmak dile kolaymış. Yüzleşmesi dayanması ağır. Daha ne olabilir ki, ne yaşanabilir ki bu saatten sonra derken Efendim bir yönlendirme yapıyor. Efendim varken umutsuzluk hastalıklı hisler.
Yazacakken heyecanlanıyorum ya. Efendim teşekkür ederim…

Gün boyu acıya yaşadığım açlık sırtıma yiyeceğim kamçıyla silinecekti. köle Zehra’nın bana manevi destek vereceği an olacaktı. Emir ile bacaklarını açıp oturacaktı. Ben de bacaklarının arasında dizlerimin üstünde köle Zehra’ya sarılacak ve öyle kalacaktım. Hani biri size ummadığınız bir iyilik yapar da, mahcup olursunuz ya işte hissettiğim tamda buydu. Deli gibi muhasebe yapıyorum. Bak sana destek verecek ya, bir kabahat işledin mi köleye? Öncesinde tekrar köle Zehra’nın ayaklarını yalamamı emretti Efendim. Bu defa oldukça kirliydi tabanları. Geldiği zamanki temizliğinden eser yoktu. Ben bu halini tercih ederim elbette. köle Zehra’nın ayaklarının altındaki tozu kiri yalayıp temizledim. Burada oluşu köle olarak beni kıskançlık krizine sokuyor. Ama Efendim bu tabanlara falaka çekip keyif almıştı. Efendim’in keyfine hizmet eden ayakları ben de yalayarak temizlemekten mutluyum. Hem bu defa bir kadının ayaklarının altını Efendim’in yanında yalıyor olmak güven vericiydi. O kadar zorlu arayışımdan sonra korku, stres yaşamadan Efendim’in hediyesiydi adeta köle ve ayakları.





Kamçı derimi kesip kopardı

köle Zehra’ya çok ağırlığımı vermeden ama Efendim’in de emrine uyarak iyice yaklaşmış bir duruştayım. Efendim sırtımı kamçılıyor. Hala ilk saniyedeki yakıcılığı anımsayabiliyorum. Sırttaki kamçı etkisi daha başkaymış. Acısını çok sevdim. Bir gün, vücudumun her yerinden kırbaçlanmayı çok isterdim. Böyle bir hayalim vardı. İstiyorum ama kestiremiyordum nasıl olacağını. Hayalime yaklaşıyorum herhalde. Güzeldi sırttaki kamçının dansı. Çıkardığı ses de hoşuma gitti. Kamçı sırtıma iniyor ya, önce geniş bir alanı yakıp saniyeler içinde etki alanı küçülüp buharlaşıyor. Bildiğin haşlıyor. Karnıma doğru yayılıyor darbe titreşimleri. Ses çıkarmak istemiyorum. köle Zehra’nın yanında zafiyet göstermek istemiyorum. O nasıl da dayanmıştı. Ben de bu acıyı kaldırabilirim diyorum ama benim bedenim Efendim’in bileğinden daha güçlü değil. Acım belli, sızlanmamı saklayamıyorum. Nerede canım fena yansa, köle Zehra’nın ellerinden aldım desteğini. Elinin sıcaklığı yanımda oluşunun samimiyetini hissettirdi bana. Şöyle uzansam rahat rahat, köle gitse diyemiyorsun o zaman. İhtiyacım olacağını bildiği için Efendim yanımda tutuyor köleyi. Yetemiyorum kendime. Tolere edemiyorum acıyı bir başıma. Kamçı derimi kesip kopardı dense inanırım.

Enfes bir duyguymuş bedenin başka bi yerinin kamçılanması. Hani bazı şarkılar için deriz ya, ‘beni aldı uzaklara götürdü.’ Öyle kapıldım ben de. Ne olursa olsun ben bütün günden daha mutluydum o an. Efendim beni unutmadı. Bırakmadı kıyıda köşede. Benim için sırtımı kamçılayıp ruhumu sarıp sarmaladı. Öylesine vurmadı. Şiddetli vuruşlarından anlıyorum değerimi. Ben kölesiydim. İstediği zaman lazım olduğumda kullanır kölesini. Kıçımdaki spank’ın izleri taptaze iken sırtım da şenleniyordu. Küçük bir şey de olsa yaşamayacak mıyım diye kahrederken, Efendim yine kuruntularımı yerle bir etti. Sonrasında kalkarken her şeyi unutturan şahane dakikalar yaşatmıştı Efendim. Odaya gittim. Giyinmek için değil, sırtımdaki izlere bakmak için. Hiç bu kadar güzel olmamıştı bu ten! Keşke izler hiç silinmese. Tenimin her santimini işlese Efendim de, izlerle kaplansa her noktam. Kıçım ve kalçam neden arkadasınız… Doya doya bakabilseydim. Her kızarıklık, tüm çizgiler benim olmuştu. Efendim’in hediyesi.

BDSM’i gözlemleme

Efendim kölelerini karşısına aldı. köle Zehra’nın regli olduğunu söylüyor ve ben de öyleydim. Sanki iki köle ikizmiş gibi. Tesadüf. Böyle olmasaydık, bize cinsel ilişki yaşayacağımızı söyledi. Belki her şey bi anda yapmaya çalışmak kolay olmazdı ama ben yine de bu kadar yaklaşmışken sıcağı sıcağına olsun isterdim. Elim ayağıma dolaşır kesin, çekinirim buna rağmen deli mi merak ediyorum o duyguyu ve zevki.

Bir yandan toparlanıyordum, bir yandan da Efendim, ben ve Zehra sohbet ediyorduk. Efendim’in köleleri arasında kıskançlık kuşkusuz olmuştur. Günün sonunda herkes güler yüzle konuşabiliyor. Sorun yaşanmadı. Bunda en büyük etki Efendim’indi. Orada olmamızı sağlayacak tüm programı yaptı. Günün nasıl geçeceğini planladı. Bir köle daha Efendim’in sayesinde köle ruhunu özgürce ve güven içinde yaşayabildi. Kim bilir nereden gelmişti. Başka köle ile nasıl olurdu merakım giderdim. İlk kez BDSM’ i gözlemleme fırsatı bulabildim. İlk oyun arkadaşım köle Zehra oldu. Ondan olumlu elektrik aldım. Bazı anlar sanki iki köle bir benden, bir ruhtu. Umarım karşılıklıdır. köle bakış açısıyla karşı karşıya gelebiliriz. Ancak, insan olarak asla art niyet göstermedim ve öyle bir karşılık almadım. Bu anlamda kendisine de teşekkür ederim. Uslu iki köle olarak Efendi’mizin hizmetindeydik.

Keşke kalabilseydim

Benim artık gitmem gerekiyordu. Ama köle Zehra benden sonra kalacaktı. Efendim onunla seanslar üzerine konuşacaktı. Efendim’in inceliğine hayran olmamak elde değil. Oldu bitti hadi güle güle demiyor. Anlaşılmayan konuları, içinden çıkamadığı düşünceleri ve aradığı cevapları her şeyi en başta olduğu gibi sonunda daha etraflıca konuşmak üzere baş başa kalmaları gerekiyordu. köle Zehra’yla ve Efendim ile vedalaştım. Onunla tanıştığıma içten memnun olmuştum. Hayatımda unutamayacağım ilk iki köle BDSM seansını yaşadım. İyi ki seninle yaşadım Zehra. Bunun için ayrıca ayakların altından öperim.

Efendim, beni alnımdan öperek uğurladı. Çok özel bir öpücüktü o. Gerçek bir şeydi. Duygularım daha çok yoğunlaştı.

Gitmek zorunda olmak benim tarafımdan kaynaklıydı. Keşke kalabilseydim diye çok iç çektim ama…

Efendimin kölesi olmak için doğdum. Onun emrinde yaşamak ile ölmek için yaratıldım.
köle Elif
köle Elif'in son paylaşımları (tümünü göster)