Falaka Keyfi 3 Bira & Sakso Para kazanmanın binbir yolu ve nedeni var. En büyük motivasyon kaynaklarından biri de, kişinin alışık olduğu konforu sürdürebilmek. Fazlasını kazanmak istemeyen yoktur herhalde. En çok kendileri kazansın. Lüzumlu ya da lüzumsuz her şeye sahip olsun. Bu kazanma hırsı yüzünden birbirine zarar verecek kadar gözü dönmüş insanlar varken! Geri dönüşünün kendine olmayacağını bildiği halde tüm gücüyle ve özveri ile çalışıp, kazancıyla kendine hiçbir şekilde harcama yapmayacak kadar nefsini ayaklar altına kimler alır? Emeğini ve kazancını feda edip, üzerine bir de acıya kimler gönüllü olur? Tüm çabasını zorlu vazifeler içerisinde gerçekleştirip, günün sonunda yine konfordan uzak hatta ağrılar çekerek huzuru kimler bulur? Çizgi dışına çıkmayan insanlar? Asla!
Hiçbir kalıba sığmayan köleler? Evet! Bunun falaka keyfi ile alakası var mı? Kesinlikle evet!

Yere oturmam gerektiği emrini alıyorum. Efendim hemen yanıbaşımda. “Ağzına alacaksın.” emri ile ellerim harekete geçiyor. Giyiniğim ve Efendim’den soyun emri gelmemişti. Ama ben yine aynı orospuydum. Efendim’in pantolonundan ve çamaşırından sikini çıkarıp orospuluğa başlıyorum. köleliğin veya orospuluğun yeri ve zamanının olmaması gerçeğini seviyorum. Erteleme ve kabul etmeme hakkı köle açısından imkansız. Bu disiplin hali beni zorladığı ölçüde, beni diri de tutuyor. Ağzım sikilirken tam da o anda, yalnızca bir delikten ibaretim. Ağzım yani deliklerimden biri beni o an için işe yarar kılıyor. Efendim’in zevkine hizmet edecek bir değil üç deliğim olduğu için mutluyum. Orospuluğumun bedeli olarak Efendim para veriyor. Gerçek bir orospunun kabul etmeyeceği bir miktar. Ucuz orospuyum ben, o yüzden yerden topluyorum parayı. Falaka keyfi olacağını henüz bilmiyorum.

Bira almaya çıplak ayakla gidecektim

Efendim bu parayla kendisine bira almamı emretti. Orospuluğumla Efendim’in zevkine hizmet etmiştim. Şimdi de, bira ile keyfine hizmet edecektim. Benim asıl mükafatım ucuz orospuluğum ile kazandığım ücret ile, Efendim’e tekrar hizmet edebilme şansına erişebilmektir.

Bira almaya çıplak ayakla gidecektim. Yine farklı şartlara bağlıydı dışarı çıkmam. Üzerimde kazağım altta pantolonum vardı. Gündüz çıplak ayak çıkacaktım ve herkes beni bu şekilde görecek. Hava soğuk değil ama çıplak ayaklı gezen kimse yok. Emir geldi, ayrıntılarıyla da her şey netleşince artık yola koyulmam gerekiyordu. Efendim kapıya kadar bana eşlik etti. Eşiğin diğer tarafından itibaren tektim. Ama kendimi yalnız hissetmiyordum. Efendim’in bana görev vermesi ile kendimi işe yarayan bir köle olarak iş başında bulmak çok güzel bir duyguydu. İşte köle yine sokaklarda…

Ayaklarım kaldırım taşlarına basıyor. Sert ama tanıdık bir his. Orospunun tırnakları ojeli ama o bir köle! Çıplak ayakla tabanlarını toza bulayacaktı her adımında. Herkes boş boş dolanıyor, kimsenin yaptığı şeyler benimkinden daha değerli gelmiyor bana. Bir tek ben önemli bir amaç uğruna sokağa çıkmıştım. Yolumun üstünde bankamatik vardı. Ve sırada birçok insan. Biraz kalp çarpıntısı oldu olacak gibiyken köle sıfatıyla sokakta olduğum gerçeği beni yatıştırıyordu. Kaç kez çıplak ayakla sokakta yürüsem de belli bir heyecan yaşayacağım galiba. Her seferinde farklı bir nedenle farklı bir yerde…

Tırnaklarındaki kırmızı ojeleriyle orospu, çıplak ayaklarıyla bir köle

Hedefine odaklanmış bir şekilde yürümeye çalışıyordum. Orospuluktan kazandığım param avucumda. Bakışlar şaşkın, meraklı ve nedenini bilmek ister cinstendi. İnsanların akıllarında sorular belirirken, ben de heyecanlı ve ilgilerinden keyif alarak geçiyordum aralarından. Efendim’in tekel bayine gelmiştim. Ayaklarımda kaldırımın tozuyla içeri girdim. Müşterileri yoktu. Yaklaştım. Ayaklarım elbette farkedildi ama öyle tuhaf bir tepki görmedim. İlk gelişim değildi ama ilk defa bu şekilde geldim. Beni tanıyıp hatırladılar mı bilmiyorum. Günde sayısız insanla karşılaşıyorlar. Ve bir o kadar da ilginç müşterileri oluyordur belki de. Açıkçası ben unutmuş olmalarını değil, hatırlamalarını tercih ederim. Görevimin izlerini her yerde ve her zaman taşımak isterim. köleliğim pek tahmin edilemez sanıyorum. Yalnız ucuz orospuluğum yüzümden, giyim ve duruşumdan anlaşılsın isterim. Yalnızca Efendim’in orospusu olduğum tartışmasız bir gerçek. Birkaç kez daha aynı tekel bayine gelirsem unutulmaz olacağıma eminim.
Herhangi bir imalı bakış ya da farklı bir muamele görmedim. Ne istediğimi söyledim ve hazırlanmasını bekliyorum. İçim kıpır kıpır ama dışardan sakin görünmeye gayret ediyorum. Bu benim doğal halim ve insanların buna alışması lazım görüşüyle alışılmışın dışında dünyada yer edinmeye çalışan bir köleyim. Ücretini ödeyip Efendim’in birasıyla çıktım. Arkamdan ayaklarımın çıplak olduğu ve olanca kiri daha bir gözlerinin önünde. Umarım, kirli ayaklarımla bayiyi kirlettiğim için çok kızmamışlardır bana.

Geri dönüşte bankamatikteki sıra devam ediyordu. Tırnaklarındaki kırmızı ojeleriyle orospu, çıplak ayaklarıyla bir köle! Efendi’sinin pencereden gözetimiyle ve bu durumu anlam veremeyecek insanların arasından geçiyor. Tam yanından geçerken bir kadın ne gördüğüne emin olabilmek için olsa gerek başını belirgin bir şekilde bana çevirip aşağıya ayaklarıma doğru eğdi ve bakakaldı. O baktığın ayaklar bir köleye ait. Ve emir uğruna böyle yürüyorum aranızda. Ayaklarım çok kirlendi. Rahatsız ediyor olabilir. Her bir toz zerresi köleliğime ispattır. O yüzden ne kadar kirlenmişse o kadar iyidir benim için.

falaka keyfi galeri

Pisliğimi yalayarak temizleyecektim

Efendim’in beni karşılamasıyla görevim ve ben Ona emanettim artık. Artık bu falaka keyfi neden bir bira ve sakso içerdiğini anlıyordum.
Efendim’in olduğu yerde bu kirli ayaklarla dolaşmak beni rahatsız ediyordu. Emri ve görev gereği de olsa bir suçluluk hissediyordum. Ayaklarımı yıkamaya izin istesem… Bu düşünceyle birayı masaya bıraktım. Ben daha ağzımı bile açmadan, Efendim’in, “Ayaklarının tüm kirini ve pisliğini yalayacaksın.” emriyle yüzyüze geliyorum. Yapmadığım şey değil, sokakta yürüdüğüm ayağımın altını yalamak. Yine de beklemiyordum o anda. Her bir görev yenisini beraberinde getiriyordu.

Yere oturup ayaklarıma baktım. Dışarda kaldığım süre çok uzun olmamasına rağmen aşırı pislenmişti. Minik minik çöp parçaları dahi vardı. Kirli ayaklar yalanır da, bu vaziyet çok fenaydı. Efendim’in emrini yerine getirmeye şartlanmış bir köle olmalıyım. Başka bir durumun önemi yoktu. Pisliğimi yalayarak temizleyecektim. Ellerimle ayağımı yüzüme yaklaştırırken kokuyu almaya başlamıştım. Onca kişinin basıp geçtiği, çeşitli tozların olduğu kaldırımın bütün özü ayağımın altındaydı. Dilim ilk defa ayağıma değdiği anda başlamış oldum artık. Kirden rengi değişmiş ayaklarımı yalıyordum. Tozlar yapışmış ayağıma. Yalamakla hemen geçmiyordu. Tabanlarım ıslandıkça yumuşayıp çamurlaşıyordu. Kolay temizlenmiyordu. Küçücük beyaz bir şey vardı. Onu elimle ayağımdan almak istiyordum ama bu doğru değildi.

Foot humiliation

Efendim nasıl istiyorsa öyle yapmalıydım. Ben yalarken kendisi birasını yudumluyor, kendi sözleriyle “ayak fetiş keyfi”ne bakıyordu. Foot humiliation dedikleri yani ayak aşağılama yöntemlerinden bir tanesi.
Boğazım kuruyor, ağzımda tozlar birikmeye başlamıştı. Yutkunmak çok zordu. İzmarit tadı bile alıyordum. Midem bulanıyor öğütme hissini bastırmaya gayret ediyordum. Çok sevip beğendiğimden yalamıyorum onca kiri. Nasıl kirlettiysem öyle temizlemeliydim. Yavaş yavaş lekelerinden altından kendi ten rengimi görebiliyordum. Toz dediğin değdiğinde yok olur. Bu resmen boya gibi, yaladıkça yayılıyordu. Zaten kot pantolonun darlığı beni yoruyordu. Yeterince esnek olamıyor ayağımı ağzıma yaklaştırmak için büyük çaba sarf ediyordum. Parmaklarımı ağzımın içine sokmak ayrı bir rahatsızlık veriyordu. Boğazıma doğru ilerledikçe zor tuttuğum midem hareketleniyordu. Yakın zamanda hiç bu kadar zorlanarak ayaklarımı yalamamıştım. köle olarak kirlettiğim ayaklarımı köpek gibi yalayıp temizlenmiştim.

Onun falaka keyfi için malzeme olmak, benim için bir tutkudur

Efendim’in yer ayarlaması yapışını izliyorum. Fazla merakta bırakmadan keyfi için falakaya çekileceğimi söylüyor Efendim. Efendim’in sadist duygularına hizmet teyidi sıra. Art arda ve çeşitli hizmetlerde bulundukça, köleliği iliklerime kadar hissediyordum. Tüm varlığımla Efendim’in malıydım. Gün, yoğun ve saç tellerimden topuklarıma kadar köleye yakışır bir şekilde yaşanıyordu. Keşke her günüm Efendim’in ayağının dibinde ve aynı hizmet döngüsü içinde geçse…

Efendim’in emriyle sırt üstü yattım. Bağlarla bağlanıp falakaya hazırlanıyordum. Onun falaka keyfi için malzeme olmak, benim için bir tutkudur. Gözlerim bağlı, ayaklarım bağlı ve havada asılı. Halimden çok memnunum. Şimdiye kadar iyi yol almıştım. Yani ben öyle düşünüyordum, aksi söylemediği için. Kusurlarımın olması kaçınılmaz. Fakat genel hatlarıyla emirler yerini buluyordu. Ayrıca Efendim elimde olmayan şeyler içinde ceza kesti. Ama bunu önemi yok. Eğer Efendim bana hata yaptım diyorsa, o hatayı yaptım!

Bu falakayı da çok sızlanmadan çekmek istiyordum ve açıkçası içimde olumsuz hisler vardı. Yapamayacak gibiydim. Dirayetli olamayacağım diye endişeye kapılıyordum içten içe. Esasında falakada dirayetli olmak bir yerde ona diklenmek gibi değil midir? Ağrısa da orada kıvranıp verilecek acıyı çekmek benim yapabileceğim en değerli duruş olmalı. Canımın acısı Efendim’i keyiflendirecek, keyiflendikçe daha sert vuracaktı. Bundan daha doğal daha güzel bir şey olamazdı.

Falaka Bondage

Kısa bir süre bedenim ruhunun aksine huysuzluk edip mızmızlanınca Efendim’in sarsıcı uyarısıyla kendime geldim. İstersem gelmeyelim. Ya sopa ya da ağır azarlanma. Ben sopaya sarılırım. Acıdığını görüyor ve biliyor ya Efendim. Bedenimi kasmamı, dişlerimi sıkıp acıyı dışarı sesli yansıtmamaya çalıştığımı, gözlerimin bağlı olmasına rağmen sımsıkı kapattığımı biliyor ya. Yaşattığı acının boyutu ne kadar büyükse, keyfi o denli olacağını düşünüyorsa Efendim bilir. Ben kendimi düşünecek değilim. O, kölesini en iyi gözetendir.

Acı bana yakıştı

Efendim, kölesinin kendisi için bu ağır falakayı çekeceğine inanıyor ve beklentisi bu yönde ise, tüm gücüyle ve en sert darbesini indirsin tabanlarıma. Ceza falakalarından farklı bu keyif falakası. Falaka keyfi Efendim’in. Daha şiddetli ve yalvarma ile hafifleme imkanı yok. Böyle bir konuda seçme şansım olmaz ama olsaydı kesinlikle keyif falakasını seçerdim. Her ne kadar köle hatasız olmaz ise de, hata sonucu ceza alıp o mahcubiyeti yaşamaktansa, keyif falakasında inim inim inleyeyim daha iyi. Benim her halim Efendim’in memnuniyetine hizmet etmeli. Falakada, Efendim’in durduğu anlarda bana küçük dinlenme aralıkları doğuyordu. Ben ağrılarımın etkisini hissederken, şişenin sesini duyuyordum. Efendim birasından yudumlar alıyordu. Demek ki, halimden gayet memnundu Efendim. Görevlerimle ve hizmetimle işe yaradığımı bilmek beni onure eder. Fakat acımın yansımasını böyle hissetmek köle olarak gururlandığım önemli anlardan biridir. Acı bana yakıştı.

Ayrıca, sonradan öğreniyorum ki, ayaklarımın canına okuyan o sopa tam üç yerinden kırılmış. Ben onca darbenin sonunda yine ayaklarımın üzerinde dimdik durabiliyorken, sopa parçalanmış.

O insanlara bakarak sikiliyordum pencerede

Sokakta çıplak ayakla yürüdüm ve ardından falakaya çekildim. Ayaklarım kıpkırmızı, yorgun ve şişmiş. Ama kulluğun bir süresi bir sınırı yok. Biraz önce vazifem gereği çıplak ayaklarımla aralarına karıştığım o insanlara bakarak sikiliyordum pencerede. Hem acıdan hem mutluluktan ayaklarım yere değmiyordu. Gördüğüm her kadının ayağının altını veya amını yalamayı hayal ediyordum. Efendim’in her yaptığı ve her söylediği sözü ile bedenim ve bilinçaltım yeniden şekilleniyor. Gözlerim önce kadının ayaklarına odaklanıyordu. Ayakkabısı nasıl, topuklu mu, sesini buradan duyabilir miyim, ayakları gözüküyor mu, kırmızı oje sürmüş mü, uzun süre burnumdan silinmeyecek kokusu var mı, iştahla yalayabileceğim kadar kirli mi. Elimde olmadan aklım bunlar ve fazlasıyla meşguldü. Tam da Efendim’e sikildiğim o anlarda dahi alelade köle gibi köleydim.

Yoğun geçen günün gecesi sakin, samimi ve tatlı bir sohbetle taçlanıyordu. Acılarımın şerefine kaldırıyorduk kadehlerimizi. Öyle arabesk hali değil, bayağı keyifle eğlenerek. Falaka keyfi ne falakayla başlıyor, ne de falakayla bitiyor. Efendim keyif falakasını adeta keyifli yaşama çeviriyor. Bunları düşünürken bir an tabanlarım kaşınıyor ama hala devam eden acılar hemen o kaşıntıyı alıyor.



İnsan götünden sıçar, ben ağzımdan sıçtım

Sabahtan akşama böyle yoğun kullanılmakta kendimi buldum. Efendim’in yanındayım, emirlerini yerine getiriyorum. Her an dolu dolu. Varlığımın her zerresi, Ona hizmet ediyor. Efendim’in elinden acı tadıyorum. Efendim’in dilinden güzellikleri duyuyorum. Acılar da dahil, keşke her günüm böyle olsa.

Bir ara ben şımarıp veya şaşırıp konuştuğumuz bir konunun üzerine, ‘ben sizin dişinize göreyim.’ DEDİM. Ayıp nerde kaldı, saygı, mütevazilik ve edep nerde kaldı. Aslında bunu söylemeden önce büyük laf olduğunun farkındaydım. İnsan götünden sıçar, ben ağzımdan sıçtım!

Ben söyledim, Efendim duydu. Tüm zarafetiyle, Öyle olsa bile senin bunu söylemen doğru değil. ” dedi. Beni sopayla tokatla terbiye etmedi. kölesinin kendini beğenmesini azarlamadan ifade etme şeklinin doğru olmadığını sakince ve tebessümle anlatıyor. Anlatıyor, anlıyorum, idrak ettikçe yüzüm kızarıyor. Kendimi koltukta biraz öne çektim ve yere dizlerimin üstüne çöktüm. Ettiğim sözden pişmanlığını dile getirdim. Efendim’den özür diledim. O ve emeği olmasa hiçbir şey değilim biliyorum. Elim ve ayağım, dilimden daha evcil. Tabanlarımla korun üzerinde yürüsem dilim kadar yakmaz beni herhalde. Bu yüzden ceza almadım. Sert bir tepki ile karşılaşmadım. Kaldı ki Efendim kaşlarını bile çatmadı bana. Affedildim.

Fiziki görevler değil de, patavatsızlığım beni yoruyor. Ama Efendim öyle rahat bir ortam sağlıyor ki, içimde ne varsa olduğu gibi dökülüyorum resmen.

Efendimin kölesi olmak için doğdum. Onun emrinde yaşamak ile ölmek için yaratıldım.
köle Elif
köle Elif'in son paylaşımları (tümünü göster)